kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2026 Pazar

Beynimde Sürekli Açık Kalan Sekme

Geçen hafta ilginç bir şey fark ettim.

İnsan hayatı raydan çıktığında onu tekrar yerine koyacak mucizevi bir karar arıyor.


Yeni bir şehir. Yeni bir iş. Yeni bir yatırım. Yeni bir hedef.

Ben de farklı değildim.

Son günlerde zihnimin büyük kısmını finansal belirsizlikler meşgul ediyor. Sabah uyanıyorum, haberlere bakıyorum. Gün içinde aynı yorumları tekrar okuyorum. 

Akşam oluyor, yeni bir gelişme var mı diye yine ekranın karşısına geçiyorum.

Sanki doğru bilgiye birkaç dakika daha erken ulaşabilirsem her şey düzelecekmiş gibi.

Ama düzelmedi.

Sonra fark ettim ki beni ayakta tutan şey büyük çözümler değilmiş.

Küçük geri dönüşlermiş.

Bir Kahvaltı Masasının Gücü


Pazar sabahı yürüyüş için evden çıktım.

Aslında niyetim farklıydı ama planladığım gibi gitmedi.

Dönerken mahallenin en şık fırınına uğrayıp birkaç kahvaltılık aldım.

Eve gelince normalde sadece özel günlerde kurduğumuz büyük kahvaltı masasını hazırladım.

O kadar.

Dünyadaki hiçbir problem çözülmedi.

Finansal belirsizlik devam ediyordu.

Yapılması gereken işler hâlâ önümdeydi.

Ama evin enerjisi değişti.

Bazen hayatın ihtiyacı olan şey, yeni bir hayata başlamak değil; mevcut hayatın içinde küçük bir sevinç üretmek oluyor.


Sürekli Bilgi Tüketmek, İlerlemek Demek Değil


Bir başka farkındalığım da şu oldu:

Bilgi ile kontrol duygusunu birbirine karıştırıyoruz.

Twitter'da ya da YouTube'da bir saat geçirmek bazen verimliymiş gibi geliyor.

Yeni yorumlar okumak, yeni analizler izlemek, yeni tahminler dinlemek...

Ama günün sonunda zihnimizde yeni bir sonuç oluşmuyor.

Sadece aynı düşünceler daha yüksek sesle tekrar ediyor.

Shane Parrish'in bir podcast'te söylediği bir fikir aklıma takıldı:
"Bir insan 30 dakika boyunca sessizce kendiyle kalabilse birçok problemini çözebilir."
İlk tepkim şu oldu:

"Güzel fikir ama yanıma not defteri alabilir miyim?"

Belki de sorun tam olarak buydu.

Kendi düşüncelerimizle baş başa kalamayacak kadar gürültüye alışmış durumdayız.


Modayı, Urla'yı ve Ofisi Aynı Nedenden Sevdim


Son bir haftada kendimi en iyi hissettiğim anlar ilginç biçimde birbirine benziyordu.

Moda'daki kütüphanede çalışırken.

Urla'da kısa bir yürüyüş yaparken.

Ofiste spor sonrası eve dönerken.

Ortak nokta neydi?

Hiçbiri hayatımdaki sorunu çözmüyordu.

Fakat hepsi bana hayatın problemden daha büyük olduğunu hatırlatıyordu.

Zihnim sürekli tek bir konuya kilitlenmeye çalışırken çevremde hâlâ güzel bir gökyüzü, iyi insanlar, güzel manzaralar ve keyifli sohbetler vardı.

Ben sadece onları görmeyi unutuyordum.


FOMO'nun Gerçek Maliyeti


Bir ara fark ettim ki kaybetmekten korktuğum şey para olmayabilir.

Fırsat kaçırmak.

Bir gelişmeyi geç öğrenmek.

Bir ihtimali kaçırmak.

Bir kapının kapanması.

Yani klasik FOMO.

Ama FOMO'nun görünmeyen bir maliyeti var.

Dikkat.

Sürekli geleceği düşünürken bugünü harcıyoruz.

Bugün elimizde olanları görmeyi bırakıyoruz.

Oysa son günlerde kendime hatırlattığım bir gerçek var:

İnsan geleceği sadece geleceği düşünerek inşa etmiyor.

Bugün yaptığı küçük eylemlerle inşa ediyor.


Belki de İhtiyacımız Olan Şey Büyük Bir Reset Değil


Yarın yeni bir hafta başlıyor.

Hayatım kusursuz değil.

Enerjim bazen düşük.

Belirsizlikler hâlâ var.

Çözülmeyi bekleyen işler de.

Ama artık başka bir şeye daha dikkat ediyorum.

Belki de ihtiyacımız olan şey büyük bir reset değil.

Belki de ihtiyacımız olan şey:

Bir yürüyüş.

Bir aile kahvaltısı.

Bir arkadaş sohbeti.

Gökyüzüne bakmak için kaldırılmış bir baş.

Telefonu masaya bırakıp geçirilen yarım saat.

Hayatı rayına sokan şey bazen büyük kararlar değil, küçük geri dönüşler oluyor.

Ve çoğu zaman onları fark ettiğimiz anda iyileşme çoktan başlamış oluyor.

***

Finansal stresle başa çıkmanın en iyi yolu nedir?

Finansal stres dönemlerinde kişinin tamamen kontrol edemediği değişkenlere değil, günlük rutinlerine ve kontrol edebildiği davranışlara odaklanması faydalı olabilir.


FOMO nedir?

FOMO (Fear of Missing Out), bir fırsatı, gelişmeyi veya deneyimi kaçırma korkusudur. Özellikle sosyal medya kullanımında sık görülür.


Dikkat dağınıklığı nasıl azaltılır?

Sürekli bilgi tüketimini azaltmak, belirli zamanlarda haber kontrol etmek, yürüyüş yapmak ve sessizlik anları oluşturmak yardımcı olabilir.


Zor zamanlarda motivasyon nasıl korunur?

Büyük hedeflerden çok günlük küçük kazanımlara odaklanmak genellikle daha sürdürülebilir bir motivasyon sağlar.

1 Ağustos 2026 Cumartesi

Dünya Böyle Çünkü Sen Böylesin


İki haftalık uzun bir iznin ardından masaya oturduğunuzda, her şeyin kontrolünüz altında olduğunu hissedersiniz. Enerjiniz yüksektir. Hatta Avrupa'nın büyük kısmı tatilde olduğu için hafta sakin bile geçiyordur.

Ta ki Cuma öğleden sonraya kadar.

Tıpkı futbolda 90+ dakikada yenilen o beklenmedik gol gibi, haftanın bitimine saatler kala bir iş patlar. Gelen kutunuza düşen her yeni e-posta, takvimdeki her yeni toplantı bildirimi omuzlarınıza binen ekstra bir yüke dönüşür.

Eğer uzaktan çalışıyorsanız ve yazlıktaysanız, bu yükün çok daha acımasız bir boyutu vardır. Siz ekran başında mail hazırlayıp kriz çözmeye çalışırken, oğlunuz elinde havlusuyla denize gitmek için kapıda sizi bekliyordur. Mesai saatleri bitmiş olsa da, zihniniz hala o ekranın içindedir.

İşte o Cuma akşamüstü sahile indiğimde, denize girecek halim yoktu. Adeta bir savaştan çıkmış gibiydim. Çözüm Sığacık'ın o buz gibi soğuk suyunda değil, arkadaşlarla iki kelime edip o zihinsel düğümü çözmeyi bir süreliğine ertelemekteydi.

Multitasking Bir Başarı Madalyası Değildir

Ertesi sabah, zihnimi toparlamak için Sığacık’ta yürüyüşe çıktım. Kulaklığımda "Kitabın Ortası" podcasti çalıyordu. Konu çok tanıdıktı: Multitasking.

Modern iş dünyası bize aynı anda birden fazla işi yapmayı bir yetenek, bir övünç kaynağı olarak pazarlıyor. Toplantıdayken maillere cevap vermek, bir yandan sunum hazırlarken diğer yandan anlık mesajlaşma uygulamalarından gelen sorulara dönmek...


Aslında dünkü o büyük tükenmişliğimin sebebi krizin kendisi değil, isteyerek ya da istemeyerek içine düştüğüm bu çoklu iş bitirme telaşıydı.

İşin garip tarafı şu: Tatildeyken günde sadece iki kez Outlook’u açarak işleri gayet iyi yönetebilmiştim. İşe döndüğümde bunu neden yapamadım? Halbuki günde sadece belirli aralıklarla gelen kutumu kontrol etsem verimliliğim artardı. Ancak "önemli bir maili kaçırma riski" bu fikri hayata geçirmemin önüne geçti. Kontrolü kaybetme korkusu, beni yeniden o verimsiz multitasking çarkının içine çekmişti.

Dünya Böyle, Çünkü Sen Böylesin

Yürüyüş sırasında her zamankinden farklı bir yola saptım. O sırada Evrim Kuran'ın bir podcast bölümü başladı. Bölümün sonunda, Tanrılar Okulu kitabının yazarı Stefano D’Anna’nın o sarsıcı sözünü alıntıladı:

"Dünya böyle, çünkü sen böylesin."

Durup bu sözü hemen telefonuma not aldım. Çünkü Cuma günü yaşadığım o korkunç yıpranışın tam karşılığı buydu. Dünyamı stres ve yorgunluk sarmalına çeviren şey dışarıdaki olaylar değildi; benim onlara verdiğim tepkiydi. Yeni yaşıma girerken kendime verdiğim sözleri unutup, yine akışın içinde kaybolmuştum. Krizlere verdiğim tepkiyi değiştirsem, onları sadece "çözülmesi gereken olağan durumlar" olarak görebilsem, o akşamüstü sahile bir savaş gazisi gibi inmeyecektim.

Ekranı Kapatmak

Her şeyin bizimle başladığını fark edince, değişime en çok şikayet ettiğim yerden başlamaya karar verdim: Ekran sürem.

Özellikle sabah uyanır uyanmaz ve gece yatmadan hemen önce telefona, sosyal medyaya bakma huyum son zamanlarda beni ciddi şekilde rahatsız etmeye başlamıştı. Düşüncelerinizi değiştirmek istiyorsanız, önce rutininizi bozmalısınız.

Bu sabah yürüyüşten dönerken kendime Oksijen gazetesi aldım. Plajda ekranı kaydırmak yerine kağıda dokundum. Bu gece de yatarken o telefonu yatağımdan çok uzağa koyup, sadece kitap okuyarak uykuya dalacağım. Bunun bir hevesten çıkıp kalıcı bir disipline dönüşmesi şart.

Zihnimiz, ona ne beslersek ona dönüşüyor.

Eğer siz sürekli telaşlı, bölünmüş ve ekranlara bağımlıysanız, dünyanız da telaşlı ve yorucu oluyor.

Sözün özü; dünya böyle, çünkü sen böylesin. Bir sonraki sefere kadar, kalın sağlıcakla.

25 Temmuz 2026 Cumartesi

Fişi Çekmek ve Dönüşe Hazırlanmak: 2 Haftalık Bir Tatilin Ardından

Sığacık'ta bir Cumartesi sabahı - Gevrek alma zamanı

Kariyerimin en uzun tatili olan iki haftalık büyük molanın son gününe geldim. Bu seferki biraz içimi döktüğüm bir içerik olacak. Tatile girerken ne kadar heyecanlı ve mutluysak, biterken de içimizde o tanıdık burukluk oluşuyor. İnsan "bütün yıl bunun için bekledik, şimdi elimizden kayıp gitti" hissine kapılıyor. Ama ne yapalım, hayat devam ediyor; çalışıp iyi performans göstererek yeni hedeflere ve yeni tatillere odaklanacağız.

İkiye Bölünmüş Bir Tatil ve Anda Kalmak

Geriye dönüp baktığımda bu tatili ikiye bölebilirim. Bir kısmı Marmaris'teki aktif dinlenme süreci, ikinci kısmı ise yazlıkta ailemle geçirdiğim zamanlardı. Marmaris-Selimiye hattında bolca gezdik, eğlendik ve kafamızı dağıttık. İkinci yarısında ise zihnimi boşaltmaya odaklandım. 90 artılarda gelen son dakika gollerinin telaşesini ise şu son iki günde yaşıyorum. Tatil çok hızlı geçmiş olsa da, geriye güzel anılar ve fotoğraflar kaldı.

335 E-Posta ve İşten Gerçekten Kopabilmek

Tatil boyunca işten tamamen kopabildim mi? Kesinlikle. Perşembe akşamına kadar işe hiç bakmadım. Sadece perşembe günü, şirketteki organizasyonel bir değişikliği paylaşmak için arayan bir arkadaşımla iletişime geçtim.

Gelen kutumu açtığımda beni 335 e-posta bekliyordu. O uzun gecede aksiyon alınması gerekenler için aksiyon aldıktan sonra yeniden huzuru bularak uykuya daldım. Şu an itibarıyla aksiyon almam gereken sadece beş mail kaldı. Tatil boyunca günde maksimum 1 ila 3 kez gelen kutusu kontrolü yaparak süreci yönettim ve iş tarafını sorunsuz kapattım.

Yazma Tutkusu ve Yapay Zekanın İki Yüzü

Bu dinlenme sürecinde üretmekten kopmadım. Yazmayı, içerik üretmeyi seviyorum; bu hobi beni tatmin ediyor. İçeriklerimi kimse okumasa bile özgüvenim kırılmıyor, çünkü hepsi kendi hatıramda kalacak birer güzellik.

Yazarken yapay zekadan da sıkça faydalanıyorum. Bunun eksileri de var artıları da. Belki metnin doğallığını biraz kırıyor ama daha profesyonel görünmesini sağlıyor. Hem daha hızlı okuyup değerlendirmek hem de kendimi geliştirmek için harika bir araç.

Bu tatil sürecinde neler mi yazdım?

Volkan Yorulmaz: Tatilde "Fişi Çekmek"

Volkan Yorulmaz: Her Şeyin Bir Zamanı Var: Mükemmel Anları Neden Kopyalayamayız?

Volkan Yorulmaz: Teknedeki Liderlik Dersi - Selimiye’den Bir Kaptan Hikayesi

Volkan Yorulmaz: İş Dünyasında "Tatlı Dil" Algoritması: Söğüt'ten Bir Müşteri Deneyimi

Volkan Yorulmaz: Sadeliğin Lüksü: Solto Selimiye'ye Neden 7 Yıl Sonra Tekrar Gittim?

Volkan Yorulmaz: Hesaplamayı Bırak: Her Şey Dahil mi, Oda-Kahvaltı mı?

Volkan Yorulmaz: The Best Way to Survive AI: Leadership Lessons from My Summer Vacation

Abartıp bir de AI ile kitap yazıp yayınladım. Buyurun:

Volkan Yorulmaz: The Bigger Game: How World Cup 2026 Changed Football Forever | Book Launch by Volkan Yorulmaz

İndirmek için: The Bigger Game: How World Cup 2026 Changed Football Forever - Volkan Yorulmaz - Google Play'de Kitaplar

Mükemmeli Beklememek

Beni yataktan fırlatacak, derinlemesine araştırma yapacağım yepyeni bir proje fikriyle dönmüyorum. Ancak elimdeki projeleri parlatmaya kararlıyım. Tatil boyunca biraz YouTube'da ve GitHub'da gezindim, anahtar kelime araştırmaları (keyword research) yaptım. Herkesin işine yarayacak mükemmel fikri bulmak zor; bu yüzden elimizdekilerle yola çıkıp, yolda daha özgün bir şeyler üretmeyi umuyorum.

Temmuz ayını kapatırken, Ağustos için de küçük bir adaptasyon planım var. Hafta sonlarıyla birleştirip dinlenmek ve iş hayatına geçişi yumuşatmak için Ağustos boyunca her cuma günü yıllık izin kullanacağım.

Daha güzel günlerde görüşmek dileğiyle.

14 Temmuz 2026 Salı

Teknedeki Liderlik Dersi - Selimiye’den Bir Kaptan Hikayesi

Bazen en iyi liderlik derslerini plazalarda veya toplantı odalarında değil, dalgalı bir denizin ortasında alırsınız.

Geçtiğimiz günlerde ailemle Marmaris Selimiye’de tatildeydik. Bir tekne turu planlamak istedim. Uzun uzun araştırma yapmadım, sadece otelimize "Kimi tavsiye edersiniz?" diye sordum.

Tereddütsüz tek bir isim verdiler: Şener Kaptan.

Ertesi sabah kahvaltıda otel yetkilisi yanımıza gelip bu ismin arkasında nasıl durduklarını anlattığında bir kez daha anladım:

Gerçek itibar, siz odada yokken başkalarının sizin hakkınızda söylediği şeydir.


Tur boyunca, kurumsal dünyada yıllarca aradığımız o "örnek liderlik" pratiklerinin bir teknede nasıl hayat bulduğunu izledim. İşte Şener Kaptan'dan beyaz yakalılara ilham olacak 3 liderlik dersi:

1. Müşterinin İhtiyacını O Söylemeden Görmek (Proaktif Empati)

Eşimin güneşle arası iyi değildir. Oğlum ise ilk kez bu kadar uzun bir tekne yolculuğuna çıkıyordu. Tekneye adım attığımızda Şener Kaptan durumu saniyeler içinde analiz etti. Bize teknedeki en "stratejik" iki noktayı gösterdi ve neden orada oturmamız gerektiğini anlattı. Gün boyu güneşten ve sarsıntıdan en az biz etkilendik.

Ders: Liderlik, müşterinin veya ekibin sorununu kriz anında çözmek değil, krizi doğmadan öngörmektir.

2. Rakipleri Aşağı Çekmek Yerine Yukarı Taşımak (Bolluk Zihniyeti)

Kameriye Adası’na yaklaştığımızda deniz fazlasıyla rüzgarlı ve dalgalıydı. Şener Kaptan ustalığıyla tekneyi tek hamlede sorunsuz yanaştırdı. Ancak hemen arkamızdan gelen başka bir tekne defalarca denemesine rağmen adaya yanaşamadı.

Kaptanımız rakibinin başarısızlığını izleyip egosunu beslemek yerine, diğer kaptana seslenerek onu yönlendirdi ve onların da güvenle yanaşmasını sağladı. Biz ayrılırken diğer teknenin mürettebatı arkamızdan bağırıyordu: "Teşekkürler Şener Kaptan!"

Ders: Gerçek liderler pastayı tek başına yemeye çalışmaz. Sektöründeki diğer oyuncuları da yukarı çeker.

3. İş Tanımının Ötesine Geçmek (Beklentiyi Aşmak)

Son koya yanaşırken ileride ürkek ördekler gördük. Misafirlerin onlara olan ilgisini fark eden kaptanımız, sadece tekneyi durdurmakla kalmadı. Önce onların çıkardığı sesleri taklit ederek dikkatlerini çekti, ardından ikramlık karpuz kabuklarını suya atarak ördekleri teknenin dibine kadar getirdi. Herkesin yüzünde bir gülümseme, ellerinde telefon kameraları vardı.

Ders: Sıradan bir çalışan sadece işini yapar. Bir lider ise "unutulmaz bir deneyim" tasarlar.

Sonuç

Tatilde "fişi çekmeye" çalışsam da iş dünyasının dinamikleri peşimi bırakmıyor. Görünen o ki, unvanınızın ne olduğunun hiçbir önemi yok.

Eğer insanlar sizi tavsiye ediyorsa, rakipleriniz size minnet duyuyorsa ve müşterileriniz sizinle kendini güvende hissediyorsa; siz sadece dümende durmuyorsunuz demektir. Siz gerçek bir lidersinizdir.

Peki, siz kendi alanınızda dümeni nasıl tutuyorsunuz? Kendi "teknenizde" rakiplerinize el uzatacak cesaretiniz var mı?


Bu içeriği oluşturduktan bir gün sonra farklı ama yine iş dünyası için ilham olabilecek bir deneyim yaşadım. Dilerseniz İş Dünyasında "Tatlı Dil" Algoritması: Söğüt'ten Bir Müşteri Deneyimi buradan okuyabilirsiniz.

13 Temmuz 2026 Pazartesi

Her Şeyin Bir Zamanı Var: Mükemmel Anları Neden Kopyalayamayız?

Ve tatilimin "satın alınan" kısmı resmen başladı.

13 Temmuz sabahı Teos’taki yazlığımızda uyandık. Çantaya en son konulacakları unutmadan telaşla hazırlayıp, hızlıca yaptığımız kahvaltının ardından Marmaris’e doğru yola çıktık.

İstikamet, tatilin ilk yarısı için Selimiye.

Dört saat kırk beş dakika sürmesi gereken yol, herkesin tatil için yollara dökülmesiyle çok daha uzun sürdü. Hele öğle yemeği molasından sonraki o kısım... Sıcağın ve bitmek bilmeyen virajların etkisiyle zaman adeta durdu. Ama şükür ki bitti.

Otele vardığımızda dışarıdan ne kadar yorgun görünüyorsak artık, bizi karşılar karşılamaz buz gibi birer limonata ikram ettiler.

O yorgunluğun, o sıcağın ve o virajların üstüne öyle iyi geldi ki, tarif edemem. Bu hissi çok sevdim ve akşamüstü deniz kenarında dinlenirken bir tane daha sipariş verdim.

Ama aynı tadı bulamadım.

Öğrendiğim küçük ama net ders şuydu: Bazı anlar kopyalanamaz. Demek ki her şeyin bir doğru zamanı, bir doğru bağlamı var.

Adını Koyamadığım O His

Sıcak deniz suyu, sahilde hafif bir müzik, kalabalık olmayan, huzurlu bir ortam... Daha ilk dakikalardan aradığımı bulduğumu hissediyordum.

Yine de içimde adını tam koyamadığım, o anın içine tamamen bırakmamı ve tam anlamıyla rahatlamamı engelleyen bir şey vardı. Şehir hayatının, işin ve o sürekli "bir şey yapmalıyım" hissinin zihindeki kalıntısıydı bu.

O an aklımdan absürt bir düşünce geçti: "Acaba şu anki ruh halimi ve hislerimi yapay zekaya aktarsam bana ne derdi? Nasıl bir teşhis koyardı?"

Sonra kendimi durdurdum. Yok canım, o kadar da değil. Bırak AI'ı, algoritmayı... Biraz gevşe. Sosyal medyaya bir fotoğraf at, bildirimlerin gelmesini izle, klasik bir tatilci gibi davranmayı dene bakalım nasıl olacak...

Günün Sonu ve Soğumasını Bekleyen Sular

Tabii ki bunların hiçbirini yapmadım.

Akşam yemeği ve sonrası için otelden ayrıldık. Şahane bir gün batımı eşliğinde sahilden merkeze doğru yürüdük, harika kareler yakaladık. Karnımızı doyurduk ve o uzun yürüyüşte yaktığımız tüm kalorileri, üzerine dondurma eklenmiş bir sütlü tatlıyla geri aldık. (Buna kesinlikle değdi.)


Odaya döndüğümüzde sıcaktan ve tatlıdan dilimiz damağımız kurumuştu. Kana kana su içmek istiyorduk ama bir pürüz vardı: Suların mini dolapta soğuması gerekiyordu.

Bekledik. Çünkü dediğim gibi; her şeyin bir zamanı vardı.

O zaman geldi, buz gibi suyu içip ferahladıktan sonra, yatmadan hemen önce tarihe bir not düşmek için balkona çıktım ve bu satırları kaleme aldım.

Zamanı gelince okurum...







11 Temmuz 2026 Cumartesi

Tatilde "Fişi Çekmek"

Takvimler 11 Temmuz 2026. Birkaç saate arabamıza biniyoruz, rotamız Bursa'dan İzmir'e. Yıllık iznim başlıyor.


Ama kafamda o tanıdık, rahatsız edici soru: E-postalarımı tamamen unutmalı mıyım?

Çoğu kariyer uzmanı size "tatilde fişi tamamen çekmeniz" gerektiğini söyler. O meşhur otomatik e-posta yanıtını kurun ve arkanıza bakmayın.

Ben buna katılmıyorum.

"Tamamen kopma" (disconnect) fikri, çoğu zaman dinlenmekten çok stres yaratıyor. Döndüğünüzde karşılaşacağınız o devasa e-posta dağı düşüncesi bile tatilinizin tadını kaçırmaya yetiyor. Benim çözümüm? İşi zihnimde çok büyütmemek.

Yanıma bilgisayarımı ve iPad'imi aldım. Amacım saatlerce çalışmak değil; zihnimi boşalttıkça, kendimi dinledikçe yazmak. Bazen havuz kenarında aklınıza gelen parlak bir fikri not almak, "fişi çekememek" değil, tam aksine işinizi keyif aldığınız bir yaşam tarzına entegre etmektir.

Kökleri Ziyaret Etmek

İlk durağımız yazlık, Seferihisar. Çocukluğumun bir parçasının kaldığı yer.

Geriye dönmek, sitenin o sokaklarında geçmişi hatırlamak bana her zaman tarifsiz bir iyi gelme hissi veriyor. İlk haftasonu ailemle uzun kahvaltılar, deniz ve biraz nostalji. İkinci hafta ise tempoyu tamamen düşürüp; sabah sporları, kitaplar ve yazılarla dolu bir rutin.

13 Yıllık Kariyerin Anatomisi

Temmuz ayı sadece tatil değil, şirketimdeki 13. yılımın da dönümü.

Geriye dönüp baktığımda bu süreci ikiye ayırıyorum:

  • İlk yarı: "Ben burada ne yapıyorum?" diyerek kendimi sorguladığım, müthiş mutlu başladığım ancak sonrasında tatminsizliklerle boğuştuğum bir arayış dönemi.
  • İkinci yarı: Aydınlanma. Kendimi iyi ifade edebildiğim, değer ürettiğimi hissettiğim ve bundan keyif aldığım o olgunluk dönemi.
Öğrendiğim en büyük ders şu: Yukarı çıktıkça mesele sadece işi bilmek olmaktan çıkıyor. İnsan doğasını okumak, karakterleri analiz etmek ve onlarla müzakere edebilmek her şeyin önüne geçiyor.

Yapay Zeka Bizi İşsiz Bırakacak mı?

Kariyer üzerine düşünürken, dün bir yönetici arkadaşımla yaptığım sohbet aklıma geldi. Konu, iş dünyasının şu anki en büyük "filine" geldi: Yapay Zeka (AI).

Sektörde yapay zeka kaynaklı işten çıkarmalar zaten konuşuluyor. Arkadaşım bana döndü ve çok net bir şey söyledi:

"Sen çalışırsan, bir şeyler üretmeye ve şirkete fayda sağlamaya gayret edersen, şirket sana her zaman çalışacak bir yer bulur."

İşte odaklanmamız gereken tek şey bu.

"Yapay zeka işimi alacak mı?" diye sormayın.
"Yapay zekanın otomatize edemeyeceği ne üretebilirim?" diye sorun.

Eğer sadece birbirini tekrar eden, rutin işler yapıyorsanız, evet, risk altındasınız. Ama olayları görebilen, karmaşadan değer çıkaran ve o rutin işlerin otomatize edilmesini bizzat sağlayan kişi olursanız, kurumunuz için vazgeçilmez olursunuz.

Sonuç Yerine: Yeni Bir Rutin

Dinlenmek için hayatla olan tüm bağlarınızı koparmak zorunda değilsiniz.

Kendi ritminizi bulun.

Önümüzdeki iki hafta boyunca bolca dinlenecek, eski dostlarla gülecek, çocukluğumun geçtiği sokaklarda yürüyecek ve yeni fikirler için zihnimde yer açacağım. Bu süreçte LinkedIn ve blog için de bol bol içerik üreteceğim.

Çünkü yorulmadan üretmeye devam etmek de, bu tatmin edici sürecin bir parçası.

İyi tatiller!

21 Haziran 2026 Pazar

Babalar Günü, İstanbul Keşifleri ve Tatil Planları

Babalar günü ve pazar sabahı hoş gelmiş. Yılın yarısı neredeyse bitmek üzereyken, bazen durup biraz soluklanmak ve geriye bakmak iyi geliyor. Geçtiğimiz hafta benim için tam olarak hem yoğun bir tempoyu göğüsleme hem de İstanbul’un tadını çıkarma haftası oldu.


Burayı yeni keşfettik, Beylerbeyi Orduevi

Galataport’tan İstiklal’e Yoğun Bir Cumartesi

Hafta sonuna oldukça hızlı girdik. Cumartesi günü yurt dışından gelen misafirlerimizi güneşli bir İstanbul havasında ağırladık. Önce Galataport’ta güzel bir deniz havası aldık, ardından klasik bir boğaz turu ve İstiklal Caddesi yürüyüşü ile günü taçlandırdık. Tabii bu kadar hareketli bir rota günün sonunda baya bir yorgunluk getirdi. Akşam dokuz gibi sızıp kalmışken, gece yarısı bizi çok heyecanlandıran bir kavuşma için yeniden ayaktaydık.

Çift olarak gezmeyeli baya olmuştu


1 Saat 20 Dakikalık Boğaz Turu - Tavsiyemdir

Tatlı Taçlandırır

Londra Dönüşü ve Baş Başa İstanbul

Gece yarısı, Londra’dan dönen Okan’ı karşıladık. Bu, Okan’ın ailesi olmadan yurt dışına gittiği ikinci deneyim haftasıydı. Zaman gerçekten hızlı geçiyor... O Londra’da yeni deneyimler kazanırken, biz de eşimle birlikte baş başa kalmanın tadını çıkardık. Karı koca İstanbul’u iki yakada da köşe bucak gezdik. Hem eski favori mekanlarımıza uğradık hem de yeni yerler keşfettik; bu aralar özellikle yeni orduevlerini radara aldık ve oldukça keyifli vakit geçirdik.

Okan Yine Bize Londra'da Gurur Yaşattı - Detaylar Instagram'da...

40 Yaş Sonrası Tempo ve Enerji

Haftanın tek olayı gezmek değildi elbette. Bol bol işe gidip üretmeye devam ederken, sabahları spor salonunda uzun vakit geçirip biraz da kendime çalıştım.

Bir önceki hafta öyle yoğun ve sağlıksız bir hafta geçirmiştim ki… Kırk yaşından sonra böyle geçen haftaların toparlanması maalesef 20'li yaşlardaki gibi kolay olmuyor, beden daha zor toparlanıyor. Ancak bunları çok dillendirip modumu da bozmayayım; önümde üst seviyede çalışmam gereken daha çok yıl var. Aynen devam…

Hafta içi İstanbul Turlarından - Yeniköy

Temmuz Yaklaşıyor: Butik mi, Her Şey Dahil mi?

Çalışmak güzel ama ödülünü koymak da şart. Temmuz’un yaklaşmasıyla birlikte, bu yılki iki haftalık yaz tatilim için planlamalara başladım. Büyük ihtimalle bu hafta adını koyacağım.

Bu yaz biraz hibrit bir plan üzerinde çalışıyorum; biraz butik otel sakinliği, biraz da hiçbir şey düşünmeyeceğim her şey dahil konseptiyle iki tarafı da deneyimlemek istiyorum. Bakalım tatilde gerçekten tatil yapabilecek miyim? İnşallah zorlu geçen kış aylarının üzerine güzel bir sünger çekeceğim bir tatil olur. Kesinlikle ihtiyacım var…

Yılın yarısı da neredeyse bitmişken ben de bu yazıyı burada bitiriyorum.

Arayı açmayalım…

31 Mayıs 2026 Pazar

Yatırım Sepetim ve Yurtdışı Kariyer Heyecanım

Mudanya’da denizin karşısındayım. Fonda Sade’den Smooth Operator çalıyor. Bu sabah tatilin en verimli saatlerini geçirdim. Yapay zeka ve Twitter’dan yararlanarak kendime yeni bir yatırım planı hazırladım. Hedef: Yapay zeka dünyası ve onu destekleyen şirketler.



Uzun süredir iş dışı bir konuya bu kadar odaklanmamıştım. Belirlediğim son beş hisse senedini ajandama ve banka uygulamama kaydettim. Haziran ile birlikte alımlara başlıyorum.

Tatile çıkmadan önce yapay zekayla sıkı bir beyin fırtınası yapmıştım. En uygun fiyattan dolar almak için bir strateji belirledik. Benim gibi az insan ilişkisi ve bol teknoloji seven biri için döviz bürolarını ve kuyumcuları ziyaret edip en iyi teklifi almak üzerine bir tavsiye almak başta zorlayıcı olabiliyor. Ancak öneriler son derece mantıklı. Rakamlar büyüdükçe bu kuralları tartışmasız uygulamak gerekiyor. Bakalım beklentilerim gerçekleşecek mi? 

Konfor Alanı ve Yurtdışı Paradoksu

Paradan bahsetmişken konuyu kariyer hedeflerine getirelim. Ne de olsa yazılan hedeflerin gerçekleşme oranı daha yüksekmiş, yazalım da hedefler gerçek olsun.

Ben 2013’ten beri yurtdışında çalışmayı hayal eden biriyim. Şu an bu hayale en yakın ve en hazır olduğum dönemdeyim. Fakat garip bir şekilde, tam bu eşikte heyecanımı biraz yitirdim. "Doğru zaman belki de şimdi değildir" diye düşünmeye başladım.

Nedeni rasyonel. Türkiye'de kurlar baskılanınca, yurtdışındaki alternatiflerime kıyasla mevcut durumumun daha iyi olduğunu gördüm. Bu kez gideceğim ülkenin bana Türkiye'den daha fazla yaşam kalitesi sunmasını bekliyorum. Ancak elimdeki seçenekler beni henüz ikna etmedi. Ben de "Gün doğmadan neler doğar" diyerek konunun üzerine çok düşmemeye karar verdim. Önümüzdeki performans toplantıları yönü belirleyecek.

Emek, Kaygı ve Gelecekteki Post

Terfi aldığım 2024 yazından beri büyük bir proje üzerinde çalışıyorum. Özellikle son altı ay çok yoğundu. Şimdi projenin kilometre taşlarını tek tek aşıyoruz. Final çizgisine bu kadar yakınken, emeklerimin takdir edilmesini umuyorum.

Geçmişte bu konularda öyle büyük hayal kırıklıkları yaşadım ki, içimde hep haksızlığa uğrayacakmışım gibi bir kaygı uyanıyor. Ama negatif senaryoları çağırmak anlamsız. Bu hikaye başarıyla bittiğinde LinkedIn’de paylaşacağım o içeriği şimdiden hayal etmek çok daha keyifli.

Americano’m rüzgarda yavaş yavaş soğuyor. Yeni ayın planları ise masada beni bekliyor. Haydi bakalım, ben kaçtım...

Etiketler

Yatırım, Yapay Zeka, Kariyer, Finans, Hisse Senedi, Kişisel Gelişim


30 Mayıs 2026 Cumartesi

Mudanya Sahilinde Kısa Bir Mola

Mayıs ayı bu yıl resmen tatil bombardımanı gibi geçti, farkında mısınız? Hele o on günlük upuzun bayram tatili... Derken, takvimler Mayıs’ın sondan ikinci gününü gösterdiğinde (ki kendisi aynı zamanda o uzun tatilin de sondan ikinci günüydü) içimi bir telaş kapladı. Zamanın kum saati sanki daha hızlı akmaya başlamıştı ve benim o son damlaları çok iyi değerlendirmem gerekiyordu.

Ev ahalisi (eşim ve oğlum) farklı planlar ve sebeplerle evde kalmayı tercih edince, ben de bu durumu hemen bir fırsata çevirdim. Ne zamandır aklımda olan, "Şöyle tek başıma otursam, denize baksam ne iyi gelir" dediğim o Mudanya sahilindeki kafeye attım kendimi. Karşımda deniz, elimde kahve, kafamda ise biten tatilin muhasebesi...

Zor Bir Cümle, Zor Bir İtiraf

Şimdi size bu tatilin benim için nasıl geçtiğini özetleyen, kurması da kabul etmesi de biraz zor bir cümle kuracağım:

Bu uzun bayram tatili, benim için dinlenmek yerine, çalışmaya ara ara ara verdiğim bir türden geçti.

Tatilin İlk Günü Bebek Starbucks'ta Çalışırken

Bebek'teki Manzaram

Evet, kulağa biraz karmaşık geliyor farkındayım ama iç dünyam tam olarak böyleydi! İşten bağı koparmak benim için o kadar zor ki, "tatil" denilen o on günde bile her gün düzenli olarak mail kutumu kontrol ettim, cevaplar yazdım, önemli toplantılara katıldım, sunumlar ve toplantı notları hazırladım.

Kağıt üzerinde uzun süredir böyle büyük bir molaya çıkmamıştım. Ama ne derler bilirsiniz; huylu huyundan vazgeçmiyor. Laptop kapansa cep telefonundan Outlook, MS Teams ve Copilot açılıyor, bir şekilde o işler yapılıyor.

Temmuz Stratejileri Şimdiden Başlasın!

Yine de kendime haksızlık etmeyeyim, Mudanya sahilinde tek başına geçirilen şu birkaç saat bile ruhuma iyi geldi. Hem bu bir son değil, sadece bir fragman!

Nasipse Temmuz ayında önümde daha da uzun bir mola var; tam iki haftalık, gerçek bir ara. Şimdiden düşünmeye başladım: Bakalım o zamanki planlamam nasıl olacak? Yine maillerle köşe kapmaca mı oynayacağım, yoksa bu sefer gerçekten "bağlantıyı kes" butonuna basmayı başarabilecek miyim?

Gelişmeleri ve Temmuz maceralarını yine burada konuşuruz. Şimdilik Mudanya’dan, denizin dalga seslerinden hepinize sevgiler!

12 Nisan 2026 Pazar

Kurumsal Hayatın Yükü, Yurtdışı Hayalleri ve Zürih Bileti


Hiç Okunmamasını Tercih Ederim

Yazdıklarımın ne kadar okunduğunu merak edip gün içerisinde istatistiklere bakıyorum ama bu yazıyı kimse okumazsa hiç üzülmem. Çünkü bu kez, kimselerle kolay kolay paylaşamadığım o iç sesimi yazıya dökeceğim.

Bir süredir tadım tuzum yok. İş yerinde gösterdiğim çabanın karşılığında hak ettiğim takdiri, performansımla hiç ilgisi olmayan sebeplerle görememek beni yoruyor. Diğer yandan birikimlerime ne kadar özen göstersem de yatırımlarımın dilediğim gibi büyümemesi, aksine yerinde sayması canımı sıkıyor. "Haydi biraz hatıra biriktirelim, gezip tozalım" dediğimizde ise hayat pahalılığı gerçeğiyle yüzleşiyorum. Eve dönünce kendimi o meşhur "Değer miydi?" sorusu ve "Geleceğimiz ne olur?" kaygısıyla baş başa buluyorum. Bugün Suadiye sahilinde yürürken Burak ağabeyin de dediği gibi; fazlasıyla sonunu düşünerek yaşıyorum. Hal böyle olunca yüküm artıyor, ruhum ağırlaşıyor. 2025 biterken yazdığım o "rahata bağlama" niyetlerimi maalesef hayata geçiremedim. Huy işte; kolay kolay çıkmıyor.

Güzel hatıra biriktirdiğimiz anlardan...

Geçen Cuma, yurtdışına gönderilecek birkaç satırlık basit bir açıklama (varyans sebebi) için saat 17:00’den 18:30’a kadar arabada kelimelerin üzerinden defalarca geçtik. En nihayetinde gönderip, ailece tiyatroya gitmek üzere yola çıktık. "Bitti mi acaba?" diye içimden geçirirken telefon çaldı. Halbuki Teams’imi "çevrimdışı" yapmıştım ama sorumluluk duygusu işte, dayanamayıp açtım. O an anladım ki bir konferans görüşmesine dahil edileceğim; nitekim öyle de oldu.

Yol boyunca neden metnin bir yerinde belirli bir ödeme detayının eksik kaldığına dair nasihat dinledim. Geri bildirime sonuna kadar açığım ancak o kadar emekten sonra, o saatte ve tam da ailemle tiyatroya giderken bunun yaşanması olacak iş değildi. Keyfim acayip kaçtı. İlk kez işimi gerçekten bırakmak istedim. Benimkisi kaçmak değil; sadece her türlü zorluğa göğüs germekten yorulmaktı.

Fiziken tiyatroda olduğum anlardan, kafa olarak ise bambaşka yerlerdeydim...

Cumartesi günü her şeyi unutmak için elimden geleni yaptım. Bol bol gezdim, güneşin tadını çıkardım. Oğlumun bu yaz da İngiltere’ye gidebilmesi için gereken noter ve tercüme işlerini hallettim. Pazar ise rutine göre daha tembel geçti. YouTube’da Portekiz’de yaşam videoları izlerken buldum kendimi. Olası bir terfi ile oralara gidersem hayatın nasıl olacağını hayal etmeye çalıştım. İstanbul’daki kazancımla oradakini kıyasladığımda beklentim devasa olmasa da yeni bir deneyime, kariyerimde bir adım daha atmaya niyetliyim. Bakalım zaman ne gösterecek?

Küçük bir macera tohumu da ektim bu hafta: Önümüzdeki hafta için günübirlik bir Zürih bileti aldım. Pegasus kampanyasından vize gerekliliğini yerine getirmek için uygun bir fiyata kapattım biletleri. Eğer paraya kıyabilirsem, belki bir yatırım olur diye düşünüp kendime bir Rolex alıp dönerim; o günübirlik ziyaretin kalıcı bir hatırası olur. Bu arada, hani olur da beni tanımayan biri bu yazıyı okursa diye not düşeyim: İsviçre "red carpet" vizemi aldım ama henüz orada bir toplantım organize olmadı. Konsolosluğa verdiğim "ilk giriş" sözünü tutmak için bu kısa ziyareti yapacağım.

Ben bu son satırları yazarken Macbook’um uyku bildirimini gönderdi bile. Madem Pazar gecesinin son saatine girdik, uykumu alıp yeni haftaya öyle başlayayım.

Oh be, yazmak gerçekten iyi geldi. Her şeyin daha güzel, daha verimli ve keyifli olduğu; sağlık ve neşe dolu bir hafta olması dileğiyle… 




21 Mart 2026 Cumartesi

Bursa'dan İzmir'e Bir Zihin Yolculuğu



Tarih:
19 Mart 2026, Perşembe

Rota: Bursa - İzmir Otoyolu

Yol Arkadaşları: Volkan ve Okan


Bayram arifesinde, Bursa’nın serin ve gri gökyüzünü gerimizde bırakıp İzmir’in öğlen güneşine doğru süzülürken, sadece kilometreleri değil, teknolojiden iş dünyasına uzanan koca bir dünyayı arabanın içine sığdırdık. Bu yolculuk, bir babanın tecrübesiyle bir oğlun merakının otoyoldaki buluşmasıydı.




"Toprağa Dokunmak" (Touch Grass) ve Odaklanma Meselesi


Yolun en samimi anlarından biri, Okan'ın şu meşhur "odaklanma" üzerine yaptığı dürüst itiraftı. Okulda dersleri can kulağıyla dinlediğini ama eve gelip o telefonu gördüğü an, her şeyin nasıl da değiştiğini anlattı.


Kendi aramızda "Touch Grass" uygulamasını konuştuk; hani şu insanı zorla doğaya çıkaran, çimene dokunmanı isteyen dijital detoks yöntemi. Teknolojinin bizi hapsettiği yerden yine teknolojiyle çıkma çabamız üzerine biraz güldük, biraz da düşündük.


Yapay Zeka: Bir Dil Modeli mi, Gerçek Bir Zeka mı?


Tabii ki konumuz dönüp dolaşıp yapay zekaya geldi. Okan’ın yapay zekayı Uno oyunu kurallarıyla nasıl test ettiğini anlatması paha biçilemezdi. "Baba, aslında bu sistemler sadece bir sonraki kelimeyi tahmin ediyor, bazen sırf bizi mutlu etmek için yanlış olduğunu bildiği şeye bile 'evet' diyor," diyerek yapay zekanın o meşhur halüsinasyonlarını harika bir örnekle özetledi.


Ben de iş yerinde özellikle son dönemde artan Copilot kullanımım ile mail yazmaktan Excel formüllerine kadar hayatımı nasıl kolaylaştırdığından bahsettim. Ama ikimiz de aynı noktada buluştuk: İnsan dokunuşu ve özgün fikirler her zaman fark yaratacak.


Okan’ın Sürdürülebilirlik Projesi


Okan'ın üzerinde çalıştığı mobil uygulama projesini dinlerken, geleceğin emin ellerde olduğunu bir kez daha hissettim. DuoLingo mantığıyla çalışan, insanların gereksiz ışıkları kapatıp bunu video ile kanıtlayarak puan topladığı bir sistem... Backend’de çalışan yapay zekanın bu tasarrufu algılayıp ödüllendirmesi fikri, sürdürülebilirliği bir oyun haline getiriyor. Unity ile tasarlanan arayüzlerden, Raspberry Pi üzerindeki sinir sistemlerine kadar teknik detaylara daldıkça yolun nasıl geçtiğini anlamadık.ç


Özgürlük ve Güvenlik: Linux vs. Apple


Yolun sonlarına doğru konu biraz "sertleşti": Apple’ın kapalı kutusu mu, Linux’un özgür dünyası mı? Okan, Apple'ın her şeyi kısıtlayan yapısına karşı Linux'un o "sıfırdan inşa etme" özgürlüğünü hararetle savundu. Android'den otomobillere, süper bilgisayarlardan sunuculara kadar dünyanın aslında nasıl da Linux üzerinde döndüğünü bana benim anlayacağım dilde anlattı.


Yıllar Sonrası İçin Kendimize Not:

Volkan, bu satırları okuduğunda veya o 10 dakikalık kayıt limitine takılıp Siri’ye sitem ettiğimiz anları dinlediğinde, o günkü heyecanımızı hatırla. Okan, senin o bitmek bilmeyen merakın ve "Neden?" diye soran zihnin benim en büyük gurur kaynağım.

Bu yolculukta sadece İzmir'e varmadık; birbirimizin dünyasına birer kapı daha açtık.


Hep böyle merakla, hep böyle yan yana! 🚗💨



Google adsense

Analytics