blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2026 Cumartesi

Fotoğraflarla Krakow - Kara Doydum

Her gün kar görmüyorum, görmüşken kucaklayayım

İstanbul'dan ayrılırken hava şartları beni Krakow'a önden hazırladı

İlk akşam iyi pişmiş bir Steak ile başladım

Otelimin stratejik konumu: AVM'nin tam karşısı

Lobideki şu güzelliğe bakın
Krakow'da yemekleri taçlandırdığım tatlılardan
Paella'yı her zaman güzel bir tercihtir

Yemekler bahane, mesai sonrası muhabbet şahane

Hiç böyle bir mantı yememiştim

Karlı geceye eşlik eden at arabaları

Favori fotoğrafım...

Hard Rock hatırası

Hard Rock'ta Messi'nin adını verdiği burger

Oradaydım dedirten bir kare

Mimari...

Kar ve ben

İzmir'liler Dikkat, yürürken kaymayın...

Madem kar var, poz verelim

Parklar, bahçeler, her yer kar...

Bizimkiler...

Güzel bir ekip yemeği

Core Team


 

Rötar sonrası dönüş uçağındayım...

Neyse ki rötarı keyifli geçirdim - lounge deneyimi

Tabii lounge'a girmek için diyalog kurmak gerekti

Rötar sebebiyle verdikleri 40 zloti ile 1 kahve 2 su aldım

Son Akşam - veda öncesi sokaklardan bana kalan

Mekandaki resimlerden

11 Ocak 2026 Pazar

İstanbul’dan Krakow’a: İş Devri, Network ve Yeni Hedefler

11 Ocak 2026, Pazar sabahı… İstanbul’da müthiş bir yağmur ve fırtına eşliğinde kendimi havalimanında buldum. Gereksiz detayları atlayalım; istikamet Krakow, Polonya. Philip Morris’in finans için en büyük ortak hizmet merkezlerinden birine nihayet gitme fırsatı doğdu. Açık söyleyeyim, Lozan kadar hayalini kurduğum bir yer değil ama yurtdışına çıkmak, yeni bir şehir görmek her zaman iyi gelir. Hava koşulları mı? İndiğimde -3 derece, gün içinde -10 bekleniyor. Zamanlama harika değil belki ama olsun, değişiklik iyidir.

Bu seyahat öncesi denetim ve yıl kapanışı derken oldukça yoğun bir dönem geçirdim, dersimi pek çalışamadım. Neyse ki Krakow ekibi bana uzun bir “görülmesi gereken yerler” listesi hazırlamış. Ben de hafta sonu YouTube’dan birkaç gezi videosu izledim. Beklentim düşük, soğuk biraz korkutuyor ama otelde kapanıp kalsam bile ortam değişikliğinin bana iyi geleceğine ve network açısından faydalı olacağına eminim.

Asıl amaç iş devri. Beraber çalışacağım arkadaşım ile masaya oturup elimdeki işleri hızlıca aktaracağım. Aylar öncesinden hazırlanmış bir listem var; bu akşam otelde son kez göz atıp yarın başlıyorum. Onun işe başlangıcı duyuruldu ama ben de anahtar roldeki kontaklara bir kez daha bilgi geçip sürecin sorunsuz ilerlemesini istiyorum. Çünkü benim de hayallerim var. Bir sonraki rol için niyetlendiğim bu dönemde hedef seçmenin ve odaklanmanın ne kadar önemli olduğunu, doğru kişilerle desteklemenin işleri nasıl kolaylaştırdığını her geçen gün daha iyi anlıyorum.

Bu yolculuklar, havaalanı, uçuş, otel… Şehirde bir restoranda tek başına yemek yemek bile bazen hayaller ve hedefler üzerine düşünmek için harika bir fırsat. Yoğun gündemde aklımıza gelmeyenleri not almak için birebir. Şimdi ben de bu fırsatı değerlendirip bu satırları kaydediyorum. Birazdan o anlara geçiş yapacağım.

Sevgiyle… 



-----------------------

  • Krakow seyahati
  • Polonya iş seyahati
  • Philip Morris finans merkezi
  • Yurtdışı iş deneyimi
  • İş devri süreci
  • Kariyer hedefleri
  • Network oluşturma
  • Krakow gezi rehberi
  • Yurtdışında çalışma
  • İstanbul’dan Krakow’a
  • 22 Eylül 2025 Pazartesi

    Barselona’dan Dönüş Zamanı

    Pazartesi sabahı başlayan kısa İspanya kaçamağım, Perşembe öğleden sonra sona erdi. Şimdi, uçağın kalkışına birkaç dakika kala, bu satırları yazarken kendimi “uzatmalarda” gibi hissediyorum. Dönüşün son aşamasındayım.


    İlk İzlenimler ve Beklenmedik Bir Sürpriz

    Pazartesi ve Salı günlerim otel, toplantı odası ve kapalı alanlarda geçtiği için Barselona bana pek bir şey hissettirmedi. Ama Çarşamba akşamı gittiğimiz bir beach club her şeyi değiştirdi. Denizin kokusu, sıcağın enerjisi, sokaklarda spor yapanlar, mekânlarda eğlenen insanlar… O an Barselona üzerindeki ölü toprağını attı ve bir anda “yaşayan bir şehir” gibi geldi.

    Lozan’ın bende bıraktığı derin izler kadar olmasa da, Barselona’nın da Avrupa sahnesinde çok güçlü bir oyuncu olduğu tartışılmaz.



    Global Konferansın Katkısı

    Asıl geliş sebebim olan konferansa gelirsek…

    Kişisel gelişim, yapay zekâ ve geri bildirim üzerine yapılan oturumlar oldukça düşündürücüydü. Üstüne finans konularına girildiğinde de tam anlamıyla “alanımdayım” diyerek büyük keyif aldım. Bir an olsun sıkılmadan dinledim ve motive oldum.

    Ama işin en büyük artısı? Tabii ki network. Yeni pozisyonum sayesinde çok daha doğal, verimli ilişkiler kurabildim. Tanıştığım yeni insanlar, kurduğum bağlantılar, geleceğe dair ilham verici fikirler… İşte konferansların gerçek değeri burada ortaya çıkıyor.



    Samimi Bir Keynote

    Barselona bana sürprizler de sundu. Normalde YouTube’da videolarını görebileceğim bir isim, karşımdaydı: Rafael Nadal’ın amcası ve hocası Toni Nadal. Onun geri bildirim ve gelişim üzerine yaptığı keynote konuşması, konferansın en özel anlarından biriydi çünkü içten ve samimiydi. 

    Dinlemekle kalmadım, tamamını ses olarak kaydettim. İlk fırsatta deşifre edip bir blog yazısına dönüştürürsem, eminim çok kıymetli bir içerik olacak.

    Geriye Kalanlar

    Yanımda çok şey olmasa da, güzel anılar, birkaç fotoğraf, birkaç video ve ufak hatıralık hediyelerle dönüyorum. Ama en önemlisi, gördüğüm ülkelere bir yenisini daha eklemenin ötesinde, yeni deneyimler ve başkalarının deneyimlerinden süzülmüş hikâyelerle dönüyorum.






    Kapanış

    Kısacası, bir ara vermek, ortamı değiştirmek, yeni bir gündemin içinde olmak bana çok iyi geldi. Bütün bunların arasında maillerime de göz atmayı ihmal etmedim tabii ki 😉 Ama şükürler olsun ki, hem işime değer katacak bir konferanstan hem de hayatıma keyif katacak birkaç güzel hatıradan geri dönüyorum.








    Anahtar kelimeler: Barselona, konferans, kişisel gelişim, yapay zekâ, geri bildirim, Toni Nadal, seyahat, iş seyahati, network, keynote, blog, İspanya, havalimanı notları

    16 Mayıs 2025 Cuma

    Lozan’a Veda Ederken


    15
      Mayıs 2025 Perşembe öğleden sonrasında yavaştan Lozan’a veda etmeye hazırlanırken biramı yudumlayıp anın tadını çıkarıyorum. Eğitimden çıkıp gündelik işlerin acillerini hallettikten sonra “ne güzel şehir”, “biz yaşamıyoruz valla” diye diye yukarıdan yine göl kenarına indim. Neredeyse herkesin t-shirt giydiği bu sıcak havada göl kenarına ceketli ve yetmezmiş gibi sırtında çanta, elinde alışveriş torbası ile gelince hızlıca yine Pazar akşamı yemeğimi yediğim Lacustre’ye geldim. Tarihi tekerrür ettirecektim ama bir önceki sefer rezervasyon yaptırdığım masa doluydu, yemek servisi ise 5’te başlayacaktı. Güneşi burada batırıp biraz kendimle başbaşa kalayım, sonrasına bakarız.



    Çevremde o kadar çok gürültü var ki yazarken zorlanıyorum ama insanların sohbet ediyor, anın tadını çıkarıyor olduğunu görmek onlar adına çok güzel. Bizdeki gibi herkes telefonuna bakmıyor ya da fotoğraf çekilmek derdinde değil. Özendiğim çok şey var bu şehre dahil. Burayı gördükten sonra “Türkiye çok güzel, eşi benzeri yok” diyenlerin diğer ülkeleri ne kadar iyi bildiği konusunda şüphem doğdu. Bir önceki gelişimde bu kadar etkilenmemiştim ancak bu sefer baya bir etkisi altından kaldığımı kabul etmeliyim. Umarım arayı çok açmadan yine gelmek nasip olur.





    Bu seferki ziyaretimi daha güzel kılan şeylerin başında pek tabii ki insan ilişkileri de geliyor. Akıl hocam Mark ile buluşup onu dinlemek, onunla bir şeyler paylaşmak harikaydı. Onu tanıdığım için çok mutluyum ve onunla hatıralar biriktirebildiğim için de kendimi şanslı buluyorum. Bir önceki sefer olduğu gibi yine ev sahipliği yaptı ve beni iki kez yemeğe çıkardı. Hem de turist gibi değil, lokal gibi deneyimler elde etmemi sağladı. Teşekkürler Mark, kesene bereket! (Bu içeriği İngilizceye de çevireceğim, bakalım yapay zeka bunu nasıl çevirecek)




    Bu duygularımı ve hatıralarımı yazıya dökerken biraz romantik olduğumun farkındayım. Bazı gerçekleri dışarıya vurmayınca insanlar instagramda paylaştıklarımla İsviçre’nin altını üstüne getirdiğimi düşünebiliyor. Ama şu da bir gerçek ki bedelini de ödüyorum. Ortalama uykum yine altı saatin altına düştü, geceleri gündüz biriken mailleri cevaplayabilmek için hayli geç yatağa gidiyorum. Yine de şükür, İstanbul’da olsam da aynı mailleri cevaplayacaktım ama bu deneyimi elde edemeyecektim.



    Beni güneşten koruyan gölgeliği az önce kapattılar. Ekranım parlamaya, biram ısınmaya ve yüzüm yanmaya başladı. Bardağın dolu tarafını görmem gerekirse, yaklaşan bir yolcu gemisi var, bakalım kimler inecek. Doğal D vitamini alıp biraz çevremi gözlemleyeyim. Yarın ofisten çalışıp, akşam da bu güzel şehre elveda diyeceğim. Umarım kısa süreliğine...


    Ekleme: Yukarıdaki satırları yazdıktan sonra otele doğru yukarı çıktım ve sıcağın etkisiyle beraber yokuş beni baya bir hırpaladı. Otele girmeden direk favori hamburgercime gidip siparişimi verdim, öyle keyif aldım ki aylar sonra gaza gelip Google Maps’te bir mekan değerlendirmesi bile yaptım. Sonrası mı? Yine Outlook, SAP ve diğerleri… Biraz da oyun oynadım ama ne oyunu olduğunu burada yazamayacağım, o da bende kalsın.



    Sağlıcakla,

    Volkan

    Google adsense

    Analytics