Philip Morris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Philip Morris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2026 Pazar

İstanbul’dan Krakow’a: İş Devri, Network ve Yeni Hedefler

11 Ocak 2026, Pazar sabahı… İstanbul’da müthiş bir yağmur ve fırtına eşliğinde kendimi havalimanında buldum. Gereksiz detayları atlayalım; istikamet Krakow, Polonya. Philip Morris’in finans için en büyük ortak hizmet merkezlerinden birine nihayet gitme fırsatı doğdu. Açık söyleyeyim, Lozan kadar hayalini kurduğum bir yer değil ama yurtdışına çıkmak, yeni bir şehir görmek her zaman iyi gelir. Hava koşulları mı? İndiğimde -3 derece, gün içinde -10 bekleniyor. Zamanlama harika değil belki ama olsun, değişiklik iyidir.

Bu seyahat öncesi denetim ve yıl kapanışı derken oldukça yoğun bir dönem geçirdim, dersimi pek çalışamadım. Neyse ki Krakow ekibi bana uzun bir “görülmesi gereken yerler” listesi hazırlamış. Ben de hafta sonu YouTube’dan birkaç gezi videosu izledim. Beklentim düşük, soğuk biraz korkutuyor ama otelde kapanıp kalsam bile ortam değişikliğinin bana iyi geleceğine ve network açısından faydalı olacağına eminim.

Asıl amaç iş devri. Beraber çalışacağım arkadaşım ile masaya oturup elimdeki işleri hızlıca aktaracağım. Aylar öncesinden hazırlanmış bir listem var; bu akşam otelde son kez göz atıp yarın başlıyorum. Onun işe başlangıcı duyuruldu ama ben de anahtar roldeki kontaklara bir kez daha bilgi geçip sürecin sorunsuz ilerlemesini istiyorum. Çünkü benim de hayallerim var. Bir sonraki rol için niyetlendiğim bu dönemde hedef seçmenin ve odaklanmanın ne kadar önemli olduğunu, doğru kişilerle desteklemenin işleri nasıl kolaylaştırdığını her geçen gün daha iyi anlıyorum.

Bu yolculuklar, havaalanı, uçuş, otel… Şehirde bir restoranda tek başına yemek yemek bile bazen hayaller ve hedefler üzerine düşünmek için harika bir fırsat. Yoğun gündemde aklımıza gelmeyenleri not almak için birebir. Şimdi ben de bu fırsatı değerlendirip bu satırları kaydediyorum. Birazdan o anlara geçiş yapacağım.

Sevgiyle… 



-----------------------

  • Krakow seyahati
  • Polonya iş seyahati
  • Philip Morris finans merkezi
  • Yurtdışı iş deneyimi
  • İş devri süreci
  • Kariyer hedefleri
  • Network oluşturma
  • Krakow gezi rehberi
  • Yurtdışında çalışma
  • İstanbul’dan Krakow’a
  • 11 Mayıs 2025 Pazar

    Finance Business Partner Storytelling Masterclass

    On the 8th of May, Philip Morris Istanbul HQ hosted a significant growth event that brought together finance employees from Lausanne, Belgrade, Izmir, and Istanbul for the Finance Business Partner Storytelling Masterclass. This masterclass, held at the Istanbul office, marked a milestone in enhancing the communication and storytelling skills of finance business partners, enabling us to communicate more effectively and persuasively.

    The Event

    The masterclass was facilitated by Melanie Coeshott from The Finance Business Partner, a global leader in business partner training. Melanie's expertise in storytelling and finance provided attendees with invaluable insights into the art of storytelling within a business context. As an ex-accountant, Melanie demonstrated great empathy and understanding of our daily activities and realities. The session was designed to help us convey complex financial information in a compelling and engaging manner.

    Our meeting room was equipped with multiple flip charts, pens, and flip chart papers to facilitate interactive sessions. These tools were used extensively throughout the session for brainstorming, preparing our power dashboards, and presenting to our colleagues.

    The Masterclass Experience

    The masterclass began with an introduction to the fundamental principles of storytelling. Melanie emphasized the importance of structuring stories to keep the audience engaged and inspired. As participants, we learned how to streamline narratives, portray authenticity, and connect emotionally with our audience.

    Throughout the day, we engaged in various exercises and group activities designed to hone our storytelling skills. The interactive nature of the session allowed us to practice and receive feedback in real-time, fostering a collaborative learning environment.

    Key Takeaways

    Streamlining Stories: We learned how to create clear and concise narratives that avoid losing or boring the audience.

    Business Partner Essentials: We focused on three key aspects of being a business partner: building relationships, turning data into insights, and bringing numbers to life.


    Feedback and Reflections

    The masterclass not only enhanced our storytelling abilities but also boosted our confidence in presenting financial information. We also discussed internally how we can maximize the benefits of such training with the support of AI. The potential integration of AI into these sessions is an exciting prospect, and we eagerly anticipate how it will evolve.

    Conclusion

    The PMI Finance Business Partner Storytelling Masterclass in Istanbul was time well-spent. It equipped us with the tools and techniques needed to transform our communication skills. By mastering the art of storytelling, we are now better prepared to engage stakeholders, convey complex information effectively, and ask better business questions.

    Seeing our colleagues together, catching up, and participating in team activities once again made us feel #bettertogether during this month of development and growth.

    This event underscores PMI's commitment to continuous professional development and its dedication to empowering us with the skills necessary to excel in our roles. So, now let’s #makehistory.



    24 Aralık 2024 Salı

    Yeniden Torbalı - Fabrika Gezisi ve Şeffaf Forum


    Yarın sabah, yıllar sonra Torbalı’ya gideceğim için erken kalkacağım. Okan’ın yatağa gitmesinin hemen ardından ben de yatağa girdim. Bugün sanki bir tık daha rahat mı geçti yoksa yarın İzmir’den çalışacak olmanın verdiği rahatlıktan mı bilemedim ama yatağa kucağımda laptop ile girip bir şeyler yazmak istedim.

    Öncelikle, en son ne zaman Torbalı’ya gittim diye düşünürken bunu buldum: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2020/08/kendine-iyi-bak-torbal.html İyi ki yazıp kayıtlara almışım, demek ki 2020 yılının Temmuz ayından beri Torbalı’ya uğramamışım. Öncesinde ise bir 10 yıl kesintisiz Torbalı’da geçen bir dönemim var. Kariyerimin başlarında, yaklaşık 3 yıllık tecrübem varken Alsancak’taki (yoksa Çankaya mı demeliyim) PwC ofisinden ayrılıp  2010 yılı yazında General Motors (GM) için Torbalı’ya bir geçiş yaptım. Ardından 2013 yazında bu kez yolun karşısındaki, hayallerimi süsleyen Philip Morris’e zıpladım. Bugün itibarıyla hala SGK kayıtlarına göre en çok çalıştığım ilçe Torbalı’dır. 

    Her iki maceramda da çok güzel günlerim oldu. Kötü günlerimi hafızamda tutmamayı, üzerine yazmayı sevdiğim için ben iyileri, güzelleri yanımda taşımayı tercih ediyorum. GM’de çalışırken “What a Wonderful Place to Work” diye bir blog içeriği yazmıştım daha ilk günlerimde: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2010/08/what-wonderful-place-to-work.html O derece hoşuma gidiyordu her şey. Sonra Philip Morris’te de anmaktan keyif aldığım, inanılmaz yorulmamıza rağmen çok keyif alarak çalıştığım, öğrendiğim ve ekip olmanın güzelliklerini yaşadığım günler oldu. 

    Sonra bir sürece girdim, pandemi hayatımıza girdi, “normalleşme”, uzaktan çalışma derken bir yol ayrımında buldum kendimi ve sadece Torbalı’dan değil, çok sevdiğim İzmir’imden de ayrıldım. Özlüyorum ama kendime bunu çok dillendirmiyorum, sanki güçsüz kalırım gibi geliyor. Hem İstanbul’da güzel şehir, öyle değil mi? İyi de geldi bana, hayalini kurduğum şeylere de ulaştım. Allah büyük, belki dahası da gelir, kim bilir. Hem İzmir orada duruyor, bir şey olursa nasıl üniversiteleri bitirdikten sonra geri döndüysem yine dönerim, değil mi?

    Bu kez İzmir’e, daha spesifik olmam gerekirse, dört yıl sonra Torbalı’ya “Şeffaf Forum” toplantısı için gidiyorum. Şeffaf Forumu, şirketteki çalışan temsilcilerinin yönetim ekibi ile bir araya gelip çalışanların sorunlarını ve önerilerini yönetimle paylaştıkları, yönetimden de bu konularla ilgili geri bildirim aldıkları karşılıklı bir paylaşım toplantısı olarak ifade edebilirim. Fabrikaya gittiğimde bakalım fabrikada neler değişmiş olacak. Fabrika demişken, finans, denetim gibi alanlarda kariyerine başlamış biri olarak, fabrikası olan bir iş yerinde çalışmak, üretimi görmek, üretim tecrübesi elde etmek, benim kariyerime başladığımda önemliydi ya da ben ekstra bir anlam yükleyip önem vermiştim. Şimdilerde robotik, yapay zeka, sürdürülebilirlik ne kadar seksi kelimelerse, 2000’lerin başında bir finansçı için üretim tecrübesi de o mertebedeydi. Neyse, şimdilik burada bir ara vereyim, yarın izlenimlerime aşağıda devam edeyim.


    24 Aralık gecesi, uçaktan inip eve gelir gelmez Torbalı izlenimlerimi aktarmaya devam ediyorum. Sabah İzmir’e vardığımda yağmurlu olduğu için İzmir o güzel yüzünü göstermemiş olsa da yukarıdan semtimiz Karşıyaka yine çok güzel gözüküyordu. Neyse bu konuya daha fazla girmeyeyim, zaten yukarıda duygularımı paylaşmıştım.

    Gelelim fabrikaya, her şey yine heyecanlandırıcı seviyede güzel. İçerideyken bazı şeyler hemen standarda bağlanıyor belki ama dışarıdan bir göz olarak bakınca nerede böyle bir yemekhane ya da bu yemek çeşitleri deyip susarım. Bu gidişimizde fabrika turu da yaptık ama üretime dair konulara ve görsellere girip risk almak istemiyorum. Zaten bilinmesi gereken kadarı PMI’ın yıllık raporunda Türkiye diye aratınca çıkıyor.


    Gün içerisinde ilk kez üyesi olarak katıldığım Şeffaf Forum toplantımız ise oldukça verimli geçti. Uzun zamandır kendimi vererek pür dikkat ve uzun uzun not almamıştım. Toplantı notlarını çalışma arkadaşlarımla paylaşacağım için bu kez büyük bir özenle not aldım. Şirket yönetiminin her zamanki gibi bizim yanımızda olduğunu, varsa sorunları tespit etmek için elinden geleni yaptığını görmek çok güzel. En iyi işveren ödüllerini de alsa bir şirket çalışanı için o seviyede değilse anlamı olmuyor. Ne mutlu ki, şirketimiz bu ünvanı hem çalışanından hem de bağımsız kuruluşlardan alıyor.


    Torbalı’dan uzakta kaldığım dört yılda kavşak değişmiş, trafiği artmış, fabrikada girişler değişmiş falan ama en önemlisi insanlar, çalışanlar eskisi gibi yine o sıcaklığını korumuş. Eski arkadaşlardan görüp selam verdiğim herkesin bana yaklaşımı, gösterdiği samimiyet bana çok iyi geldi. İzmir’in havasından mı yoksa geçmişin hatırına mı bilemem ama kesin olan bir şey var ki bana iyi geldi bu Torbalı ziyareti. Bir sonraki sefere kadar…



    24 Ağustos 2024 Cumartesi

    Ben Senden Razıyım 2024 Yazı

    Seferihisar’dan ayrılmamızdan yalnız birkaç saat önce, denize karşı oturup 2024 yazının özetini çıkarmaya karar verdim. Haziran’ın ilk haftasındaki yoğunluk, okulların tatil olması ve Kurban Bayramı derken, Bursa sonrası Seferihisar’a gelip bir kez İstanbul, bir kez de Finike’ye gitmek dışında yazı konfor alanım Teos’ta geçirdim. Dönüp baktığımda “her güzel şey gibi işte bu da bitti” diyebilmek bile artık başlıca bir şükür sebebi.

    Beklentiler ve Gerçekler

    Yaza başlarken, yoğunluğu geride bırakıp bolca yazı yazacağımı, kitap okuyacağımı ve bunları sıklıkla LinkedIn’de paylaşacağımı düşünüyordum. Ancak, işlerin bitmek tükenmek bilmeyen yoğunluğundan arda kalan vakitte denize gitmeyi, yürüyüş yapmayı ve sosyal medyada gezmeyi tercih ettim. Öyle bir rutin oluşturdum ki, Sığacık Kale içine birkaç kez, Urla’ya sadece bir kez giderken, yaz başında kesin gideriz diye düşündüğüm Gümüldür’e hiç gitmeden yazı kapatıyorum. Yine de pişman değilim çünkü rutinimin içinde kaçırdığım için üzüldüğüm bir şey olmadı. Oluşturduğum rutinlerle ve düzenimle tatmin oldum: sabah yürüyüşleri, mesai sonrası denize gitmeler, Cuma sabahı pazar alışverişleri derken hiç izin kullanmadan hem yorulup hem de tatildeymişim gibi hissettiğim bir yaz yaşadım. Bir kez daha uzaktan çalışabiliyor olduğum için ne kadar şükretsem, hatta ailece şükretsek azdır.

    Bekleyiş ve Heyecan

    Bu yazın benim için en başından beri bir geri sayım, bekleyiş özelliği de vardı. Eylül ayında kariyerimdeki o değişiklik olacak mı, olmayacak mı diye yaz başından beri heyecanla bekliyordum. Yine çok şükürler olsun ki Ağustos’un başında resmi mektubumu da aldım: terfi ettim! Evde çığlık atarak ev halkını korkuttuğum o öğleden sonra yaşadığım rahatlama beni yıllar öncesinde Philip Morris için yine yaz tatilimde teklif aldığım 2013 yazına götürmüştü. İnşallah daha büyük başarıları sağlıkla kucaklarım.



    Yazın Sonu ve Hatıralar

    Sosyal medyada yaza veda hikayeleri paylaştığımız gecenin ertesinde birazdan İzmir’e gidip dostları da fiziken gördükten sonra önce Bursa, sonra İstanbul şeklinde alıştıra alıştıra eve döneceğiz. Seferihisar’ın soğuk denizi gibi bir anda girmek mümkün değilse önce biraz adım atıp yaklaşmak gerekiyor, biz de bunu tüm yaz deneyimlemiş insanlarız.

    O değil de, yaz sonunda su nasıl da ısınmıştı ya… Hele o frizbi oynadığımız Pazar günü… Peki o akşamları ayın denize vurması... Bir de sahilde dinlediğimiz o güzel müzikler yok mu...Bu güzel yaz hatıraları ile yazı bitiriyor olmak çok güzel. Ben senden razıyım 2024 yazı. Kendine iyi bak Mavi Teos!



    4 Şubat 2024 Pazar

    Hedefe Ulaşıldı: Lozan'dan İzlenimler

    Gezip görmeye, yeni yerler keşfetmeye çok meraklı biri hiç bir zaman ol(a)madım. Hatta bir yerleri sahiplenip oranın yerlisi olmak bana hep daha güzel geldi. Buna rağmen bir yer vardı ki görmeyi, belki de o ortamda bulunmayı çok istiyordum: Lozan! On yıl önce işe başladığım Philip Morris’in merkezi İsviçre Lozan’da olduğu için oraya giden arkadaşlarımdan hakkında pek çok şey duyduğum Lozan’ı görmeyi hep istemiştim. (PMI’da 10 yıl nasıl geçti merak ediyorsanız: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2023/08/pmida-10-yl-bitti-ya-simdi.html) Ne yaptığım iş ne de bulunduğum pozisyon oraya gidecek fırsatı 2023 yılı Aralık ayına kadar bana getirmemişti. Ancak 2023 yılını bitirmemize günler kala aldığım bir maille Sürdürülebilirlik konusunda bir workshop’a katılmak için davet edildiğimi öğrendiğimde çocuklar gibi mutlu olmuş hatta toplantıya fiziksel olarak katılacağımızı daveti atan yöneticimizle teyit etme ihtiyacı duymuştum. (Neden sürdürülebilirlik konusunda bir workshop’a Türkiye’den kalkıp gelecek biri seçildi diye merak ederseniz: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2023/05/surdurulebilirlige-adanms-4-hafta-pmi.html)

    Evet, gerçektende 2024 yılının Ocak sonunda Lozan’a gidecektim! Vakit kaybetmeden Schengen vizesi ve red carpet başvuru süreçlerini başlattım. Ocak’ın ilk haftası bu işlemler tamamdı. Ardından bilet ve otel rezervasyonu, sömestre tatili için İzmir, dönüşte Bursa ve İstanbul’da bavulu toparlama derken 29 Ocak sabahı 6’da Lozan’a gitmek üzere İstanbul Havalimanı’na ulaştım. Bu tarz yurtdışı ziyaretlerde mümkün olan en erken uçağı seçmeyi tercih ediyorum. Belki biraz yorucu oluyor ama toplu programlar başlamadan önce şehri kendim keşfedebileceğim özel zamanım oluyor. (Benzer yöntemi yakın zamanda gittiğim Belgrad seyahatinde de uygulamıştım. Belgrad hatıralarım için: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2023/11/belgrada-gittim-ama-ne-gidis.html)
    Oradaydım!
    Yaklaşık üç saatlik uçuşum sonrası aradaki saat farkı sebebiyle bindiğim saatten yerel saat ile bir saat sonra Cenevre’deydim. Tren ile Lozan’a geçeceğimi biliyordum, hatta gitmeden arkadaşlarımdan tren için ne tarafa yürümem, nereden bilet almam gerektiği gibi ipuçlarını öğrenmiştim. Memleket düzenli olunca her şey de planlandığı gibi aktı, biletimi aldım, gelen ilk trene bindim. Evlere, bahçelerine, göl manzarasına bakarken elli dakikalık yolculuk adeta aktı. Bu arada tren bileti alırken arkamda bekleyen bir başka yolcu olduğu için seçimleri dikkatli okumadan yapıp bileti almıştım, yolculuğun ortasında bilet kontrolü esnasında oturduğum bölümün birinci sınıf biletimin ise ikinci sınıf olduğunu söyleyen görevliden hemen özür dileyip yerime geçtim.

    Lozan garına geldiğimde havanın beklediğim kadar soğuk olmadığını ve hala sabahın erken saatlerinde olduğumuzu gördüğüm için kalacağım Mövenpick otele yürüyerek gitmeye karar verdim. Google Haritalar bana 18 dakikalık bir yürüyüş mesafesi veriyordu. Lozan bahsedildiği kadar sakindi, yolda tek gürültü bavulumun tekerleklerinden geliyordu. Hayran bir şekilde evlere, balkonlarına bakıp fotoğraflar çekip Migros’tan bana enerji verecek çikolatalarımı alıp otele geçtim. Erken gelmeme rağmen beni üzmediler, odamı hazırladılar, konaklamam süresince kullanabileceğim metro ve otobüs geçiş kartımı verdiler. İlk kez ülkeye ve şehre geldiğimi anlatıp gezmek ve alışveriş yapmak için nereye gidebileceğimi sordum, harita üzerinde işaretleyip otele yüz metre ötedeki metro istasyonu ile gidebileceğimi söylediler. Yabancılık çekilemeyecek kadar kolay gözüküyordu ve gerçekten de anlattıkları kadar kolay oldu. Eşyalarımı odaya bırakıp biraz dinlenip mailleri cevapladıktan sonra tavsiye edilen Lausanne Flon’a gittim. Gezdiğim mağazalardaki fiyatları sürekli 35 ile çarparak TL’nin CHF karşısındaki durumuna üzülüp fırsat alışverişinden ziyade sadece hatıra alışverişi yapılabileceğini, İsviçre’nin dedikleri kadar pahallı olduğunu anladım. Ama yine de güzeldi. Sadeliği sevenler, sakinlikte mutlu olanlar için uzun ve kaliteli hayatın kapısını açacak bir yerdi.

    Pazartesi (mesai) günü, saat sabah 10 civarı
    Otele dönüp ilk akşamki toplu yemeğe gitmek için hazırlandım. Rezervasyonu yapan arkadaşım, İsviçrelilerin rezervasyon saati konusunda çok hassas olduğunu, mutlaka belirtilen saatte mekanda olmamız gerektiğini anlattı. Ekipte daha önce Lozan’da yaşamış olan arkadaşlarımız olduğundan konaklamamız süresince iş yemeklerinin yendiği restoranlar yerine lokallerin tercih ettiği mekanları seçmişler. Bence de böylesi daha kültürü gözlemlemek açısından daha iyiydi. Zaten Google Translate ile kameraları açıp Fransızca menüleri Türkçe’ye çevirip takıldığımız yerde “bu nasıl bir yemek adı ya?” Diye sorabileceğimiz Türk dostlarımızın masada olması büyük bir konfor sağlıyordu. On bir gibi yemekten kalktığımızda rahatlıkla otobüsümüzü bir kaç dakika içinde bulup otelimize geçtik.Ertesi gün HQ ofisteki ilk günümüzdü. Hep websitesinde ve yıllık raporlarda gördüğüm Philip Morris International yazılı cam duvarın yanından geçip ofise giriş yaptığımda şampiyonalar ligi atmosferini hissettim. Toplantı odamızı ararken birbirinden farklı dizayn edilmiş çalışma alanlarını görünce aslında çok beğendiğim İstanbul ofisimizin zamanın gerisinde kaldığını düşünmeye başladım. Planlandığı saatte başlayan toplantımız öğle yemeğinin bile masamıza kadar geldiği yoğun bir içeriğe sahipti. Toplantıdan çıkarken önümüzde hedeflerimiz ve planımız mevcuttu.

    Ekiple Keyifli Bir Yemek
    Akşam yine restorana mahçup olmayacak şekilde rezervasyon saatimizden hemen önce mekana gittik. Bu kez neredeyse tüm workshop ekibiyle yemekteydik. Keyifli sohbetle beraber arkadaşlarımın çoğunluğunun Risotto tercihine karşı Ravioli seçimimle doğru kararı vermiştim. Tadı damağımda kaldı desem abartı olur ama kokusu baya bir etkileyiciydi. Workshop için son akşamdı ancak benim Lozan’da iki günüm daha vardı. Bu sebeple arkadaşlarımla vedalaşıp geceyi bitirdim.

    Lozan’daki üçüncü günümde ofise tek gittim. Giriş yapıp asansörü çağırdığımda bir süprize karşılaştım: CEO Jacek Olcak. Şaşkınlıkla sadece “Good morning” deyip karşılık aldıktan sonra kafamı öne eğdim. Hazırda bir “elevator pitch”im olsaydı acaba ne olurdu? O gün çalışacağım Duty Free ofisini tea lady’lere, temizlikçi abilere sorsam da kimse yardımcı olamadı. En sonunda bir tea lady cebindeki telefonu çıkarıp MS Teams’i açıp görüşeceğim kişilerden birinin profiline girip odasını nasıl bulabileceğimi tarif edince hazine bulmuş gibi sevindim. Öğle yemeğinde daha önceden yaptığımız plana sadık kalıp iş yaptığımız arkadaşlarımızla olduk. Ofiste balıktan fast-food’a, kahvaltıdan tatlıya kadar servis yapan bir restoranın olması ve bunların hazır ya da dondurulmuş ürünler olmaması dikkatimi çeken önemli bir konfor alanıydı. Bir süredir beraber çalıştığım mentörüm de öğle yemeğinde bize katıldı ancak çok fazla paylaşımda bulunamayınca akşam da beni yemeğe çıkardı. Mesai sonrası beraber bir Lübnan restoranına gittik, gelecek için planlar yapıp yine tavsiyelerini aldım. Çıkışta da ofisin önünde bir hatıra fotoğrafı çektirmesek olmazdı.
    Mentör=Akıl Hocası
    Lozan’daki son günüm dönüş günü olması sebebiyle sabah erken uyanıp bavulumu hazırlayıp son kez manzarasını çok beğendiğim huzurlu gölün çevresinde dolaşıp yelkenlilerin fotoğrafını çektim. Saat sekiz olduğunda Migros açıldı ve yaptığım pazar araştırmaları ve Türk arkadaşlarımdan aldığım tavsiyeler sonucunda İsviçre’deki fiyat performans ürünü Victorinox mutfak bıçaklarından kendimize ve ailelerimize satın aldım. Türkiye’de bulmamızın zor olacağı çikolatalardan da sepete ekleyip otelden çıkış aldım ve ofise geçtim. Bu kez çalıştığımız ofisi kendim bulabilecek kadar HQ’yu tanıyordum. Lozan’a kadar gelmişken görüşmek istediğim Türk arkadaşlarımla da ofiste sohbet ettikten sonra önce otobüse binip tren garına, oradan da Cenevre Havalimanı’na ulaştım. Aynı uçakta Nevzat Aydın’ı görünce bir kez daha İsviçre’nin sosyo-ekonomik koşulları hakkındaki düşüncem doğrulanmıştı. 
    Nevzat Aydın da olsa, business class ta olsa o sıraya girilecek
    Özetleyecek olursam, hep görmek istediğim İsviçre ve özellikle Lozan’ı görmek beni çok mutlu etti. Bunun için gerçekten şükrediyorum. Profesyonel açıdan bakacak olursam, orada işim açısından karar verici ya da yönlendirici pozisyonda pek çok kritik roldeki paydaş var. Buralarda onlarla olmak, fikir alışverişinde bulunmak kesinlikle çok değerli. Tatil için ailemle gelmeyi, MS Teams bildirimlerinden, Outlook’taki acil maillerden uzak doğanın ve dinginliğin tadını çıkarmayı çok isterim. Kim bilir belki bir sonraki sefer ailece bu gemiye bineriz. Neden olmasın?






    1 Aralık 2023 Cuma

    Wrapping Up Movember: A Journey of 60km for Men's Health

    As Movember comes to a close, I find myself reflecting on the impactful journey of moving 60km throughout the month. The motivation behind each step was profound symbolizing the 60 men we lose every hour, every day. Movember, a leading charity, is reshaping the landscape of men's health, addressing issues like prostate cancer, testicular cancer, mental health, and suicide prevention.


    Throughout November, I had the privilege of joining forces with Movember, contributing to the collective effort to make a difference in the lives of men. The mission is clear: to stop men from dying too young. The 60km challenge became more than just a physical feat; it became a tribute to the lives we aim to save. Each stride represented a step towards raising awareness and funds for vital research and support programs. The statistics are staggering, but Movember's commitment to change is unwavering.

    In the realm of prostate cancer, Movember is pioneering advancements in research and treatments, aiming to improve outcomes for those affected. The focus on testicular cancer ensures that early detection and intervention become accessible to all. Mental health and suicide prevention initiatives strive to break down stigmas and provide the necessary resources for those in need.


    As we finalize this Movember, I am thankful to everyone who supported this journey. Whether through donations, encouraging words, or simply sharing the mission, your involvement has made a tangible impact. Together, we are part of a movement that goes beyond a month on the calendar; it's a commitment to long-lasting change.

    While we transition from Movember into the future, let's carry the spirit of awareness, support, and advocacy forward. Men's health matters, and by standing together, we can continue making strides toward a world where men live healthier, happier, and longer lives.

    You may also like to read: Volkan Yorulmaz: Supporting Men's Health: My Movember Journey


    26 Kasım 2023 Pazar

    Belgrad'a Gittim ama Ne Gidiş

    Dört günlük Belgrad workshop’ını takiben Cumartesi ve Pazar dinlendikten sonra ziyaretimin bir Z raporunu alalım bakalım…


    Deneyimlere çıkardığımız dersler ve kazanımlarımızla zenginleşmek olarak bakıyorum. Şu workshop’un en önemli deneyimini de daha yolun başında elde ettim. 8:25’teki Belgrad uçuşum için 4:30’da kalktım, aracıma benzin alıp yol bilgisayarını da 90 km’ye sabitledikten sonra Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bir park yeri bulup 4 günlük ödemesini yaptım. Güvenlik kontrolünden sonra pasaport kontrolü için sıra bana geldiğinde görevlinin “senin ne işin var burda?” deyip uçuşumun İstanbul Havalimanı’ndan olacağını söylemesi ile vücudumdan boşalan ter bana güzel bir ders aldırttı. Hiç yapmadığım işi yapıp sol şeritten “biraz hızlı” bir şekilde Anadolu’dan Avrupa’ya geçtim. Neyse ki uçuştan 3 saat önce havalimanında olacak şekilde yola çıkmıştım, yanlış havalimanında da olsam, kurala uymak işe yaramıştı.


    Belgrad’a indiğimde kalacağım Hyatt otele gitmek için taksilerin beklediği yere gittim. İlk beş taksi kredi kartı ile ödememe izin vermedi ama altıncı taksi kabul etti, ben de onu seçtim. 




    Yola çıkmadan önce, bu iki günü yol iki günü de toplantı şeklinde geçecek dört günlük workshop’u biraz da kafa olarak dinlenmem için fırsata çevirmek konusunda kendime öğütler vermiştim. Cep telefonumda Teams’i offline gözük, Outlook’u da bildirimleri kapa şeklinde ayarlasam da, sabah dokuz olmadan otelde olunca oda temizleninceye kadar “hadi biraz mailleri temizleyeyim de aklımda kalmasın” kafasıyla kendimi bir masada çalışırken buldum. Bu arada sabah 8:25’te İstanbul’dan kalkan uçağımın Belgrad’a 8:10’da inmesi de saat farkına alışmak konusunda ufak bir zorluktu. Odamı 11 gibi teslim aldıktan sonra hemen kendimi otelin yakınındaki AVM’ye atıp bir çevreyi gezdim, karnımı doyurdum ve sonra da Google Haritalar ile şehrin merkezine yürüdüm. Yürümekle bir sorunum olmadığı için gidişte sorun yaşamasam da vardığımda başlayan yağmur sıkıntı olmuştu. Üç tane kafeyi deneyip yer bulamayınca dördüncü kafede bir tahta sandalye bulup kitap ve kahve keyfi yapabildim. Vakitlice ve yağmur daha da şiddetini artırmadan otele döneyim diye düşündüm ama şemsiyem beni yol kenarından hızlıca geçen arabaların ıslatmasına karşı koruyamadı. Özellikle köprüden geçerken o otobüslerin yavaşlamaması, her seferinde pantolonumun ve botlarımın ıslanmasına sebep oldu. Odaya geçip saç kurutma makinasıyla ayaklarımı ısıtıp kendime geldim. Sonra yine bir mail temizliği ve ardından arkadaşlarla buluşup otelde yenilen akşam yemeği ile ilk gün bitti.



    İkinci gün iş konularının yoğunlukla konuşulduğu bir ajandaya sahipti. O günün en güzel yanı öğle yemeği için gittiğimiz restoranda eski futbolcumuz Dusko Tosic’i görmek oldu. Kendisiyle bir fotoğraf çektirerek Belgrad seyahatimi ölümsüzleştirdim. Akşam yemeğe bir İtalyan restoranına gittik. Yemek gayet güzel, ortam da oldukça sıcaktı. Tabi ben içeride ceketimi çıkarmadan oturduğum için dışarı çıktığımızda gecenin yarısı soğuyan havada öyle bir titremeye başladım ki, adeta bacaklarım kontrolden çıktı. Neyse ki kimse görmeden hareket etmemle normale döndüm.



    Üçüncü gün ajandamız daha hafifti. Ofisteki toplantı sonrası önce bir öğle yemeği yiyip ardından ekipçe yürüyerek bowling oynamaya gittik. İddialı olmadığım bir alanda keyif almayı seçtim. Bence bu tarz etkinlikler, ertesi gün insanların iş yerindeki duvarlarını kırması ve daha etkili iletişim kuran takımlar olması için çok faydalı, tabii ki ölçüyü de kaçırmamak lazım.



    Son gün ise Black Friday’e denk geldi. 10:00’da odamı toparlayı check-out yaptıktan sonra yine otelin yakınındaki AVM’ye gittim. İlk günden farklı olarak bu kez sabahın erken saatlerinde müthiş bir kalabalık vardı. Özellikle Zara’daki kalabalık İstanbul’daki Zara ile kıyaslanacak cinstendi. Neyse ben de Okan için bir kıyafet, ev için de çikolatalar aldıktan sonra alışveriş görevimi de tamamlayarak önce otele sonra da havalimanına geçtim. Havalimanı demişken, nerede İstanbul’daki havalimanları nerede Belgrad’daki havalimanı. Bu konuda baya iyi olduğumuzu bir kere daha gözlemledim. Gelirkenkinin aksine, bu kez 14:45’te bindiğim uçağım 18:30’da İstanbul’a indi. Cuma trafiği ile 1 saat 15 dakika’da eve vardım ve o heyecanlı hediye takdim etme ve başımdan geçenleri aktarma seansı sonrası normal hayatımıza geri döndüm.  




    1 Haziran 2023 Perşembe

    Celebrating Three Years of Growth and Achievements! 🌟

    I can hardly believe it has already been three years since I embarked on an incredible journey with PMI Duty Free as a Finance Manager. Looking back, it's remarkable to see how much has changed, both in my professional life and personally. 

    When I joined the team (on June 1st, 2020) amidst the challenging times of the pandemic, I made a bold decision to move from the beautiful city of Izmir to the vibrant metropolis of Istanbul. It was a leap of faith, but one that has undoubtedly paid off. Embracing this change has not only broadened my horizons but also allowed me to contribute to the growth and success of PMI Duty Free Finance. 


    During my time here, I have been fortunate to receive recognition for my hard work and dedication. I am humbled to have received the "Excellence Award" and the prestigious "ABCD Award" for my achievements during the transformation of PMI and Duty Free. One particular highlight was our Finance Transformation initiative in the Duty-Free, which led to our team winning the coveted SFS Co-Pilot Team Award. These accolades serve as a testament to the collaborative spirit and innovative mindset that thrives within our organization.  

    Looking ahead, I am excited to share that I have set my sights on embracing more global responsibilities. With a passion for expanding my expertise in global finance, I am actively working towards this objective. I firmly believe that by continuously challenging myself and staying abreast of the latest industry and digital trends, I can contribute to the growth and success of PMI on a global scale. 
     

    I am incredibly grateful for the opportunities, support, and mentorship I have received during my time at PMI. None of my achievements would have been possible without the amazing colleagues and leaders who have inspired and guided me every step of the way. 
     

    As I reflect on the past three years, I am filled with a deep sense of pride and gratitude. I am eager to continue this remarkable journey, making meaningful contributions and driving success for Philip Morris International. 
     

    Google adsense

    Analytics