mail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2024 Pazartesi

Kağıt Üstünde Tatildeyim

Bugün yarım gün resmi tatil, yarım gün de şirket köprü izin kullandırıp 29 Ekim ile beraber dört günlük bir tatil imkanı sundu. Adı tatil ama ben tatilde miyim yoksa çalışmaya göre daha mı ızdırap çekiyorum... Cuma akşamı 9 gibi bilgisayar başından kalkmıştım, Cumartesi neredeyse ofiste tam gün izin yaptım. Pazar akşamı okunmamış maillerime cevap verdim ve bugün de dayanamayıp kaçamak yaparcasına ara ara maillerime bakıyorum. Tabii offline takılsam da MS Teams’ten gelen bildirimleri de alıyorum. Tüm bunlar kafamda yeni yapılacaklar listesi oluştururken insanın dinlenmesi mümkün mü?



Çok şükür işimiz güzel, seviyoruz şirketimizi de ama bu yük çok fazla ve ağır geliyor bir yerden sonra bünyeye...Benden bir şey istendiğinde park edeyim, sıraya alayım diyebilecek rahatlık seviyesinde olmadığım için herkesin her talebine hızlı bir şekilde destek olmaya çalışırken bu kez kendime destek olamıyorum. 



Moral bozarak bu işin içinden çıkamayacağımı neyse ki İzmir’den İstanbul’a taşındığımda kariyerimdeki açılım ile yaşayarak gözlemledim. Bunu bir kez daha yapabilirim. İşte bu yüzden daha çok aileme vakit ayırıp, edebi değeri olmayan bu yazılarımla içimi daha fazla döküp dengeyi bulmaya çalışıyorum. Sabaha kadar da çalışsam, uyumaya ya da tuvalete gittiğimde yeni bir maille belki saatlerimi ya da günlerimi alacak yeni bir analiz talebi alabilirim. İşte bu yüzden “sonu yok” bilincini edinmeliyim. Yıllar önce de hayır demeyi sevmiyor ve beceremiyordum, bugün de durum çok farklı değil belki ama hayır diyemediğim durumda da belki evet demekten kaçınma da iyi bir taktik olabilir. 


Bardağın dolu tarafını görmek, akıp giden hayatın içinde yapmamız gereken en iyi şey. İşte by yüzden şükrüm bitmez benim. Ailem var, sağlığım var ve işim var. Yükü de beni hayatta tutacak mücadelem olsun. Bakın ne de güzel Polyana da oluyorum. İşte o benden talepte bulunan o mail sahiplerine de böyle yapacağım ve başarılı da olacağım.



Şimdi biraz bulunduğum kafede kitap okuyup, izin günümün tadını çıkarayım. Akşam derbi de var. Yatmadan önce de biraz mailleri toparlasam, sabah da şampiyon kahvaltısı sonrası biraz daha... (akıştayız dostlar...)

26 Kasım 2023 Pazar

Belgrad'a Gittim ama Ne Gidiş

Dört günlük Belgrad workshop’ını takiben Cumartesi ve Pazar dinlendikten sonra ziyaretimin bir Z raporunu alalım bakalım…


Deneyimlere çıkardığımız dersler ve kazanımlarımızla zenginleşmek olarak bakıyorum. Şu workshop’un en önemli deneyimini de daha yolun başında elde ettim. 8:25’teki Belgrad uçuşum için 4:30’da kalktım, aracıma benzin alıp yol bilgisayarını da 90 km’ye sabitledikten sonra Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bir park yeri bulup 4 günlük ödemesini yaptım. Güvenlik kontrolünden sonra pasaport kontrolü için sıra bana geldiğinde görevlinin “senin ne işin var burda?” deyip uçuşumun İstanbul Havalimanı’ndan olacağını söylemesi ile vücudumdan boşalan ter bana güzel bir ders aldırttı. Hiç yapmadığım işi yapıp sol şeritten “biraz hızlı” bir şekilde Anadolu’dan Avrupa’ya geçtim. Neyse ki uçuştan 3 saat önce havalimanında olacak şekilde yola çıkmıştım, yanlış havalimanında da olsam, kurala uymak işe yaramıştı.


Belgrad’a indiğimde kalacağım Hyatt otele gitmek için taksilerin beklediği yere gittim. İlk beş taksi kredi kartı ile ödememe izin vermedi ama altıncı taksi kabul etti, ben de onu seçtim. 




Yola çıkmadan önce, bu iki günü yol iki günü de toplantı şeklinde geçecek dört günlük workshop’u biraz da kafa olarak dinlenmem için fırsata çevirmek konusunda kendime öğütler vermiştim. Cep telefonumda Teams’i offline gözük, Outlook’u da bildirimleri kapa şeklinde ayarlasam da, sabah dokuz olmadan otelde olunca oda temizleninceye kadar “hadi biraz mailleri temizleyeyim de aklımda kalmasın” kafasıyla kendimi bir masada çalışırken buldum. Bu arada sabah 8:25’te İstanbul’dan kalkan uçağımın Belgrad’a 8:10’da inmesi de saat farkına alışmak konusunda ufak bir zorluktu. Odamı 11 gibi teslim aldıktan sonra hemen kendimi otelin yakınındaki AVM’ye atıp bir çevreyi gezdim, karnımı doyurdum ve sonra da Google Haritalar ile şehrin merkezine yürüdüm. Yürümekle bir sorunum olmadığı için gidişte sorun yaşamasam da vardığımda başlayan yağmur sıkıntı olmuştu. Üç tane kafeyi deneyip yer bulamayınca dördüncü kafede bir tahta sandalye bulup kitap ve kahve keyfi yapabildim. Vakitlice ve yağmur daha da şiddetini artırmadan otele döneyim diye düşündüm ama şemsiyem beni yol kenarından hızlıca geçen arabaların ıslatmasına karşı koruyamadı. Özellikle köprüden geçerken o otobüslerin yavaşlamaması, her seferinde pantolonumun ve botlarımın ıslanmasına sebep oldu. Odaya geçip saç kurutma makinasıyla ayaklarımı ısıtıp kendime geldim. Sonra yine bir mail temizliği ve ardından arkadaşlarla buluşup otelde yenilen akşam yemeği ile ilk gün bitti.



İkinci gün iş konularının yoğunlukla konuşulduğu bir ajandaya sahipti. O günün en güzel yanı öğle yemeği için gittiğimiz restoranda eski futbolcumuz Dusko Tosic’i görmek oldu. Kendisiyle bir fotoğraf çektirerek Belgrad seyahatimi ölümsüzleştirdim. Akşam yemeğe bir İtalyan restoranına gittik. Yemek gayet güzel, ortam da oldukça sıcaktı. Tabi ben içeride ceketimi çıkarmadan oturduğum için dışarı çıktığımızda gecenin yarısı soğuyan havada öyle bir titremeye başladım ki, adeta bacaklarım kontrolden çıktı. Neyse ki kimse görmeden hareket etmemle normale döndüm.



Üçüncü gün ajandamız daha hafifti. Ofisteki toplantı sonrası önce bir öğle yemeği yiyip ardından ekipçe yürüyerek bowling oynamaya gittik. İddialı olmadığım bir alanda keyif almayı seçtim. Bence bu tarz etkinlikler, ertesi gün insanların iş yerindeki duvarlarını kırması ve daha etkili iletişim kuran takımlar olması için çok faydalı, tabii ki ölçüyü de kaçırmamak lazım.



Son gün ise Black Friday’e denk geldi. 10:00’da odamı toparlayı check-out yaptıktan sonra yine otelin yakınındaki AVM’ye gittim. İlk günden farklı olarak bu kez sabahın erken saatlerinde müthiş bir kalabalık vardı. Özellikle Zara’daki kalabalık İstanbul’daki Zara ile kıyaslanacak cinstendi. Neyse ben de Okan için bir kıyafet, ev için de çikolatalar aldıktan sonra alışveriş görevimi de tamamlayarak önce otele sonra da havalimanına geçtim. Havalimanı demişken, nerede İstanbul’daki havalimanları nerede Belgrad’daki havalimanı. Bu konuda baya iyi olduğumuzu bir kere daha gözlemledim. Gelirkenkinin aksine, bu kez 14:45’te bindiğim uçağım 18:30’da İstanbul’a indi. Cuma trafiği ile 1 saat 15 dakika’da eve vardım ve o heyecanlı hediye takdim etme ve başımdan geçenleri aktarma seansı sonrası normal hayatımıza geri döndüm.  




23 Ağustos 2023 Çarşamba

Viraja Giriyorum

Çok önemli bir mail attım az önce. "İnşallah hayırlısıyla olur" dediğim bir hayalime giden yolda, önemli bir dönemeçteyim. Bu da o yolda alınması gereken önemli virajlardan biri. Umarım savrulmadan, şeritten çıkmadan alnımın akıyla yolculuğa devam ederim.


 

23 Temmuz 2023 Pazar

Yoksa Ben İşkolik mi Oldum?

Yıllık iznimin son günündeyim ve birkaç gündür kafamdaki bu soruya takılmış durumdayım: Acaba ben işkolik mi oldum? Neden iş ile özel hayatımı ayıramıyorum ya da neden iş benim için iş saatleri sonrasında da kafamda kalıyor? Önceleri bunu sahiplenme olarak görüp belki biraz da gurur duyuyordum ancak şimdilerde acaba her şeyin fazlasının zararlı olması gibi bu da kontrolden çıkmaya mı başladı diye beni endişelendiriyor.

25 Aralık 2022 günü, yani 40. yaş günümü kutlayacağım günden bir gün önce erken rezervasyondan Temmuz ayının tam ortası için Kıbrıs’a ailemle gideceğim yaz tatilimi planlamış, hemen ardından yıllık izin talebimi de girmiştim. Günler haftaları, haftalar ayları takip etti ve neredeyse 7 ay önce ayarladığım tatilimin başladığı o Cuma akşamüstü geldi çattı. Üşenmeyip ChatGPT’den havalı bir “out-of-office” mesajı ile yıllık izinde olduğumu önümüzdeki 1 hafta boyunca bana mail atacak iç ve dış paydaşlarıma duyuracağım iletiyi de hazırladıktan sonra arkamda iş bırakmadığımdan emin olarak dükkanı kapattım. Yıllık izin kullanma konusunda oldukça cimri olan ben, son dönemde yaşadığımız acı kaybımızın da etkisiyle bu araya iyice ihtiyaç duymuştum. 17 Temmuz Pazartesi sabahı ilk uçak ile Kıbrıs’a uçacağımız için 3’te uyanıp yola düştük. Otele varıp kahvaltı masasına oturduğumuzda saat 9’du ve oğlum Okan maillerimi kontrol etmemem için bildirimleri kapamamı istedi. Onun gözünün önünde bildirimleri kapattıktan sonra kendime “tatildesin, işi düşünme” telkinlerinde bulunmaya başladım. Zaten havalimanında gelen kutuma düşen banka ekstrelerini de kontrol edip okunmamış mailleri sıfırlamıştım. Artık acil durumlar için manuel olarak maillerimi kontrol etsem olurdu. Hatta bunu bu şekilde yapacağım konusunda yöneticimle de tatile çıkmadan önce konuşmuştum.


Outlook’ta mail ve toplantı bildirimleri kapalı, MS Teams’te “çevrimdışı görün” statüsü seçilmiş bir şekilde havuz kenarında gölge bir şezlong bulup sosyal medya hesaplarımı kontrol etmeye başladım. Wi-fi her yerden güzel çekiyor diye düşünüp akıştaki içerikleri ciddi bir miktarda tükettikten bir süre sonra “hadi yüzmeden önce acil bişey var mı bi bakayım?” diyerek outlook’a bir girdim. Bilgi amaçlı gelen mailleri hızlıca silip, aksiyon alınması gerekenleri yeniden “unread” yapıp çıktım. Bir kısmı tatil sonrasını bekleyebilirdi, ama bir kısmını sabahları erken kalkıp halletsem iyi olurdu. Hem süreçler yürür hem de tatil sonrası için yüküm çok artmazdı. Bu düşüncelerle havuza atlayıp kulaçlamaya başladım.

Oteli keşfedip nerede yenir, nerede denize girilir, hangi havuz bar’a daha yakın gibi araştırmaları yaparken odamıza giriş saatimiz geldi ve odaya girip dışarıdaki güneşin dik ışınlarından kurtulup rahat yatağımıza uzanınca elim yine telefona uzandı. Yine biraz sosyal medya dozumu aldıktan sonra kaçırdığım bir şey olmasın diye bir kez daha maillerimi kontrol etme dürtüsüne yenik düştüm. Senaryo bir önceki ile aynıydı. Birkaç mail bilgi amaçlıydı, okudum ve sildim. Maalesef birkaç mail yine aksiyon gerektiriyordu. Bunları okunmamış olarak işaretledikten sonra aklımın bir köşesinde bilgisayarımı ilk açtığımda aksiyon alınacaklar ve tatil sonrası İstanbul’a döndüğümde halledilecekler olarak sınıflandırdım. Farkında olmadan Pazartesi günümden Microsoft To-Do ya da One Note gibi uygulamalarda tuttuğum notlarımı beynimde tutmaya ve hafiften yükleri almaya başlamıştım.

İkinci gün de benzer senaryoyu tekrarlayarak ilerledi. Kaçamak şeklinde gelen kutusu kontrolleri, sınıflandırmalar, alınabiliyorsa mobilden hızlı aksiyonlar adeta günümün rutiniydi. Ancak Salı akşamı yemeğe gitmeden önce biraz boş vaktim olduğunda odada bilgisayarımı açınca gördüğüm bir mail diğerlerinden daha hızlı aksiyon almamı gerektiren ve benim dışımda da birilerinin işlem yapması ile çözülebilecek türden bir işti. Bu arada, neden bilgisayar getirdin tatile sorusu da sorulabilir. Olur da acil e-imza yapmam gereken bir talimat olursa diye maalesef o cihazı hafta sonu dışında mesai günlerinde hep yanımda taşıyorum. İhtiyaç doğmasa da verdiği rahatlık bir başka. Neyse o Salı akşam yemeğinde p whatsapp üzerinden o onay süreci hakkında oldukça bilgili bir arkadaşımı da darladıktan (burada darlamak ifadesini kullandığımda Microsoft Word kırmızıyla altını çiziyor ancak doğru ifade bu çünkü arkadaşmda da yurtdışında tatildeydi bu vesileyle ondan da özür dilerim) sonra kafamda aksiyon planımı yaptım. Odaya geçtiğimde de gerekli mailleri attım ve dönüş aldığımda yapacaklarımı bir kez daha gözden geçirip yattım.


Yattım ama aciliyeti olan bu işin tatil sezonu olması sebebiyle yavaş ilerleyebilme ihtimali benim uykumu mahvetti. Sürekli kafamda onay sürecinde yaşayabileceğim zorluklar, alternatif çözümler, bunların denetimsel riskleri dolandı durdu. Kalitesiz, bölük pörçük bir uykunun sonunda henüz 7 olmamışken uyandım. Sosyal medya ve mail temizliği sonrasında akşam attığım mesaja 07:50’de cevap gelmesi bana “doğdu güneşim” dedirtti ve hemen bilgisayarımı açıp mailde yazan tutarlara göre dosyamı hazırlayıp onay sürecini başlattım. Ancak konunun acil olduğunu onay akışındaki kişilere de iletmem gerekiyordu ki ona göre önceliklendirsinler. Bu kez Teams’den ilgililere özel mesajlar atıp durumun aciliyetini aktardım ve kahvaltıya gittik. MS Teams’de her ne kadar çevirmdışı gözüksem de bildirimlerim açıktı, cevap geldiğinde hızlıca yazışmaya mobilden devam edebilirdim.

Öyle de oldu, Avrupa’daki paydaşlar mesaiye başladıkça mesajlarıma dönüş almaya başladım. Pek tabii ki iş yapış şeklimizin farklılığından kaynaklanan “Neden acil?”, “Neden önceliklendireyim?”, “Bu işi yapan arkadaşımız Pazartesi dönecek, beklese olmaz mı?” şeklindeki sorgulamaları aldım. Her birine “bakın ben de yıllık izindeyim ancak bu bu bu sebeplerden ötürü konu acil, iş birliğiniz için şimdiden çok teşekkür ederim” şeklinde geri dönüşleri tatlı dille yapmaya çalıştım. Pek tabii ki bu da benim bir süre daha telefonla haşır neşir olmama sebep oldu.

Çarşamba’yı da bu trafikle geride bıraktıktan sonra Perşembe günü sabah bilgisayarda mail temizleme ve cevaplama ardından deniz ve havuz kenarında sosyal medya dozumu aldıktan sonra yine mail takibi ve onay akışı için Teams yazışmaları ile adeta rutinleşmiş şekilde sürdü. Akşam olduğunda ise, hem tatilin dördüncü ve son akşamı olması hem de bavul hazırlıklarına da başlama istememiz sebebiyle erken odaya çekildik. Tabi dayanamadım ve hadi biraz bilgisayara bakayım dedim. Bu kez enerjim de iyiydi, aksiyon alınacak işlemlere de giriştim. Bitirdikçe keyfim yerine geliyordu. Bu kez rutin bir iş günü gibi akşam çalışırken bir onay esnasında teknik bir sorun dikkatimi çekti. Maalesef ki hızlı aksiyon alınması gereken ve benim dışımdaki IT ekibinin devreye girmesi gereken bir süreçti. Hem iç hem dış paydaşlarla çözülmesi gereken bir süreç olduğu için farklı kanallardan bir çok kişiyi bilgilendirecek şekilde ticket açılması ve mail trafiğinin başlatılması işine tam da gece yarısı olurken başladım. Son gece maalesef bu huzursuzlukla yatağa girip kafamda yine yeni çözüm senaryoları kurduğum bir gece oldu. Sabahında ise bu kez 07:50’de gelen bir mailde yoktu, aksiyon alacak kişileri beklemekten başka çarem yoktu. Son gün olması sebebiyle 12 öncesinde odayı boşaltmadan önce yine aksiyon almam gereken tüm işleri halledip artık başkalarının alacağı aksiyonları pasif bir şekilde beklemek üzere bilgisayarımı sırt çantama koydum.


Gün içerisinde kaçamak mail takipleri artık rutinimdi. Hatta Outlook’un eski gönderileri sorgulama özeliğinden faydalanıp rutin mailleri cevaplama konusunda oldukça hızlanmıştım da. Bu arada hafta ortasında mobil uygulamada yapabileceğim yazım hatalarına ilişkin mail imzama bir açıklama daha eklemiştim. Tabi bu konuda da ChatGPT’ye teşekkürlerimi sunarım. Bu arada gece yarısı attığım maile otelden çıkıncaya kadar cevap gelmedi. Havalimanına ulaştığımız akşam saatlerinde ise açtığım ticket’a (en önemli aciliyet rating’i ile açmış olmama rağmen) ilk yanıt gelmişti. Okunmadı olarak işaretledim ve Cumartesi yapılacaklar listeme yazdım, tabi ki beynimde.

Cumartesi sabahına İstanbul’da uyandım. Sıcak bir yaz günü olması sebebiyle herhangi bir planımız yoktu ve tatil öncesi boşalttığımız buzdolabı için marketten alışveriş yaptıktan sonra biraz kendime vakit ayırmak için bilgisayarı açtım. Youtube’dan sevdiğim kanalları dinlemeye başladıktan bir süre sonra kafamdaki o aksiyon alınacak işlere koyulmuşken buldum kendimi. Bilgisayarımın şarjı bitinceye kadar da bu böyle gitti. Evet o ticket’a gelen cevapla ilgili de işlemi yaptım. Sonra akşam saatlerinde blog’um için bir şeyler yazarım diye düşünüp bilgisayarımın başına geçtim. Hatta şarj sorunum olmasın diye odama da çekildim. Bu kez de “Pazartesi’ye kalmasın” diye düşünüp yine işe koyuldum ve enerjim bitince “biraz da aile vakti” deyip günü sonlandırdım.

Ve nasıl ki Aralık’tan Temmuz’a günler su gibi geçtiyse tatilin son günü Pazar günü de aynı hız ile geldi ve en azından bu satırları kaleme alacak kadar kendime vakit ayırabildim. Tatilin son saatlerinde tatil boyunca kendime sorduğum soruyu bir kez daha kendime sordum: Ben işkolik mi oldum?

Odamızdan ayrılmadan hemen önce…


Am I a Workaholic?

I'm on the last day of my annual leave, and for the past few days, I've been stuck with this question in my mind: Have I become a workaholic? Why can't I separate my work from my personal life, or why does work keep lingering in my mind even after work hours? In the past, I saw this as dedication and perhaps even took pride in it, but now, I'm worried if it's spiraling out of control, just like the saying goes, "too much of anything is harmful."

On December 25, 2022, one day before my 40th birthday, I had planned my summer vacation to Cyprus with my family for the middle of July, booking it through an early reservation. I had also requested my annual leave for the same period. Days turned into weeks, and weeks into months, until finally, that Friday evening, which I had arranged my vacation almost 7 months ago, had arrived. After carefully setting up an impressive "out-of-office" message with the help of ChatGPT and preparing a notification to inform my internal and external stakeholders that I would be on leave for the next week, I made sure I left no open items behind at work and closed the shop. Although I was quite conservative when it came to using my annual leave, the recent painful loss of our family member had made me in desperate need of this break.

On the morning of July 17, Monday, we woke up at 3 am to catch the first flight to Cyprus. When we sat down for breakfast at the hotel, it was 9 o'clock, and my son Okan asked me to turn off email notifications so that I wouldn't check my emails. After turning off the notifications right in front of him, I started telling myself, "You're on vacation, don't think about work." I had already checked and cleared my unread emails, including bank statements, at the airport. I thought I could still manually check my emails in case of emergencies. In fact, I even had discussed this approach with my manager before going on vacation as well.


I found a shady sunbed by the pool, with mail and meeting notifications turned off on Outlook and the status set to "offline" on MS Teams. I started checking my social media accounts, thinking that Wi-Fi was working perfectly everywhere. After consuming a considerable amount of content, I thought, "Let me quickly check if there's anything urgent before swimming." So, I logged in to Outlook. I quickly deleted informational emails and marked the ones that required action as "unread" again. Some of them could wait until after the vacation but dealing with some in the mornings might lighten the load after the holiday. With these thoughts in mind, I jumped into the pool and started swimming.

While exploring the hotel and researching places to eat, drink and swim (the best pool which is closest to the pool bar) it was time to check into our room. When I laid down on our comfortable bed, away from the sun's direct rays, my hand reached for the phone again. After another dose of social media, I succumbed to the urge to check my emails again to avoid missing anything. The scenario was the same as before. Some emails were informational, which I read and deleted. Unfortunately, some required action. I marked them as unread and mentally classified them as tasks to be dealt with when I first logged in my computer. Unconsciously, I began keeping notes in my mind, like I do on my regular workdays using applications like Microsoft To-Do or OneNote.

The second day followed a similar pattern. Checking my inbox, categorizing emails, and taking quick actions from my mobile phone had become routine. However, on Tuesday evening, before going out to dinner, I had some free time, so I turned on my computer and saw an email that required faster action than others, and it was a process that included other people’s effort as well. By the way, I could be asked why I brought my computer on vacation. Unfortunately, I always carry it with me on workdays, except weekends, in case there's an urgent e-signature process that I need to do. Although there is no immediate need, it provides a certain comfort. Anyway, that Tuesday evening, I almost irritated a subject matter expert colleague via WhatsApp about that approval process. Afterward, I made an action plan in my mind. When I went back to my room, I sent the necessary emails and reviewed what I needed to do when I received a response.


I went to bed, but the possibility of that urgent matter proceeding slowly due to the vacation season ruined my sleep. I kept thinking about the difficulties I might encounter during the approval process, alternative solutions, and their associated control risks. After a restless night with poor sleep quality, I woke up before 7 o'clock. After sorting out social media and email, the satisfaction of receiving a response to my message at 7:50 a.m. made me say, "my day has begun" and I immediately opened my computer to prepare my file according to the amounts stated in the email and started the approval process. However, I also needed to inform the people in the approval flow about the urgency, so they could prioritize accordingly. This time, I sent private messages to relevant people on Teams, explaining the urgency of the matter. Although I appeared offline on MS Teams, my notifications were on, and as the working hours started in Europe, I started receiving replies to my messages. Of course, I received queries like "Why is it urgent?", "Why should I prioritize this?", "Our colleague who handles this will be back on Monday; can't we wait?". I politely responded to each of them with something like, "Well, I am on annual leave, but due to these reasons, the matter is urgent. Thank you in advance for your cooperation." Of course, this also kept me engaged with my phone for a while longer.

After surviving Wednesday with this traffic, on Thursday morning, after clearing and replying to emails on the computer, getting my social media content by the sea and the pool, the same routine continued with Teams messages for approval flow. In the evening, we returned to the room early, as it was both the fourth and last night of the vacation and because we needed to start packing. Of course, I couldn't resist, so I thought, "Let me check the computer for a while." My energy was high this time, so I started working on the tasks that required action. As I completed them, I felt a sense of relief. It felt like a regular workday, and during an approval process in the evening, I noticed a technical issue. Unfortunately, it was a process that required quick action and the intervention of the IT team because the issue was outside of my control. As it was a process that needed to be resolved with both internal and external stakeholders, I began opening a ticket and starting the email chain, all while it was almost midnight. I was initiating a process to solve the problem, both internally and externally, and multiple people needed to be informed. Therefore, I had to provide explanations through various channels. I started dealing with it just as the clock struck midnight. Unfortunately, my last night was spent restlessly, when I laid in bed, I was still creating new solution scenarios in my mind.

The next morning, I woke up to find no response to the email I had sent late at night. Since it was the last day of our vacation, and we needed to check out before 12, I decided to take care of all the tasks that required my attention and leave the rest for others to handle passively. So, I packed my computer into my backpack.


Throughout the day, I continued my habit of sneakily checking my emails. I had become quite adept at responding to routine emails quickly using Outlook's feature to search old sent messages. By the way, I had added an additional explanation to my email signature about potential typos I might make on the mobile app. I must thank ChatGPT for drafting that. Also, I noticed that I hadn't received any response to the ticket I opened the previous night until we reached the airport in the evening. Despite marking it as unread, I added it to my Saturday to-do list, in my mind, of course.

I woke up on Saturday morning in Istanbul, and as it was a hot summer day, we didn't have any specific plans. After grocery shopping for the fridge we had emptied before the vacation, I opened my computer to have some leisure time for myself. I started listening to my favorite YouTube channels, but somehow I found myself getting involved in the tasks I needed to take action on. I kept working until my computer's battery ran out. Yes, I also took care of that email response from the ticket. Later in the evening, as I thought about writing something for my blog, I decided to switch on my computer. To avoid battery problems, I moved to my room. Once again, I thought, "Let me take care of these before Monday," and started working. I felt better as I completed each task. When it was late in the evening, I decided to spend some quality time with my family, saying, "Enough work for today."

And just like how time flies from December to July, the last day of the vacation, Sunday, came with the same speed. At least I managed to find some time to write these lines. I asked myself the question I had been asking during my vacation once again: Have I become a workaholic?

Just Before Leaving our Room


12 Kasım 2017 Pazar

Cem Boyner’den Vergi Konusunda Bir Hatıra

Özlem Gürses Tatar, Başarısızlık Hikayeleri – Bazen Olmaz adlı kitabında iş, spor, sanat dünyasının önde gelenleriyle röportajlar yapıp kendi başarısızlık hikayelerini dinleyerek okuyucularıyla paylaşmış. Herkesin ‘çok’ olmakla, güçlü olmakla, muktedir olmakla, hep kazanmakla övündüğü bir dünya oldu burası… ve tuhaf bir biçimde herkesin gün geçtikçe yalnızlaştığı, mutsuzlaştığı bir dünya. Ve işte böyle bir dünyada  “başarısızlıktan” söz eden bir kitap. Keyifle ve öğrenerek okuduğum bu kitabın Cem Boyner’e ayrılan bölümünde Cem Beyin paylaştığı kısa bir hatırası var. Özellikle sorumlu vergiciliğin gündemde tartışıldığı bugünlerde oldukça vurucu bir örnek olduğu için paylaşmak istedim.

Bir gün Maraş’tayız, bir toplantımız var, daha siyasi partiyi kurmamışız. Büyük bir salon, altı yüz kişi. Salonda sakallı bir genç vardı, kalktı dedi ki “Ben şeriatçıyım, vergi filan vermem.”

Önden bir beyefendi izin istedi, “Ben cevap verebilir miyim?” diye. “Buyurun” dedim.

Kalktı dedi ki, sene 1993, Matild Manukyan vergi rekortmeni, “Delikanlı, sen vergini ver. Eğer vergi vermezsen Matild Manukyan’ın verdiği vergi ile maaşı ödenen imamın arkasında namaza durmak zorunda kalırsın.”

Bu güzel 90'a ayak içiyle plaseden sonra sakallı genç vergisini yatırdı mı yoksa Matild Manukyan'ın ödediği vergi ile maaşını alan hocanın arkasında namazını kılmaya devam etti bilinmez ama herkesin vergi konusunda sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiği tartışmasız bir gerçek.

Bu arada kimdir bu Matild Manukyan derseniz, hakkında kısa bir araştırma yapınca bakın karşıma neler çıktı: İş hayatına, sosyete terziliği ile başladı. Eşinin ölümünün ardından, oğluyla tek başına kaldı. Açtığı atölyede kıyafet dikerek para kazandı. Karaköy'de babasına ait binaları, genelev işletmecilerine kiraya verdi. Buradan alacağını ödemeyen bir kiracısı vasıtasıyla, geneleve ortak oldu. Önce ev sahipliği ile bu işe başladı. Yıllar içinde işlettiği genelevlerden kazandığı paralarla çok sayıda gayrimenkul aldı. Üstüste vergi rekortmeni seçildi. Ölümünden sonra mal varlığı açıklandığında 2000’den fazla gayrimülkü olduğu ortaya çıktı. Bunların arasında en bilinenleri 500 daire, 50 dükkân, 4 han, 4 yazlık, 220 ticari taksi plakası, 37 genelevi, 40 bina, 2 fabrika, Kalamış’ta yat, bir Rolls-Royce, dört BMW ve dört tane de Mercedes otomobil ile Antalya’da bir otel yer alıyor.

Bugünün benden notu: Bence haftasonlarını böyle kitaplar okuyarak, ailenizle ilgilenerek geçirin. Can sıkıcı maillerle insanları üzmeyin.

19 Eylül 2017 Salı

Nasıl DolandırılMAdım

18 Eylül Pazartesi günü saat 13:21'de 02167090179 numaralı telefondan arandım. Hattın ucundaki kişi, "Volkan Yorulmaz ile görüşebilir miyim?" dedi, "Buyrun benim" dedim. Ardından acil bir durumla ilgili aradığını söyleyip, kredi kartımdan son 5 dakika içerisinde 3 kere yurtdışından 560 TL'lik oyun satın alınmaya çalışıldığını, banka sistemlerinin bu işlemi süpheli olarak değerlendirdiğini, eğer bu işlemi ben yapmadıysam kartımı online alışverişe kapatmak için hemen işlem yapacağını söyledi. Oldukça akıcı ve hızlı konuşan bu şahıs, Hepsiburada.com, N11.com gibi sitelerden yaptığım alışverişlerde sanal kart kullanmamış olmam sebebiyle kart bilgilerimin çalınmış olabileceğini, güvenli alışveriş için sanal kart kullanmam gerektiğini söyledi. Birazdan kartımı online alışverişe kapatacağını, dilersem bankama başvurarak savcılık kanalıyla suç duyurusunda da bulunabileceğimden bahsetti. Karşımdaki şahıs beni adeta bir bilgi bombardımanına tutuyordu.

Ardından kredi kartı mı online alışverişe kapatmadan önce mail adresimi konfirme etmesi gerektiğini söyledi ve genelde aboneliklerde kullandığım mail adresini okuyarak bana ait olup olmadığını sordu. Doğru olduğunu belirtince de beni bir başka menüye aktaracağını, TC Kimlik Numaramı girip kare tuşuna basmamı, ardından banka merkezinden bir SMS alacağımı iletti. 

O ana kadar ofisteki işlerimle meşgul olan kafamı adamın da hızlı ve oldukça fazla bilgi içeren konuşması yeterince meşgul etmişti ama TC Kimlik Numarası işin içine girince işin rengi de değişti. Beni hızlıca kimlik doğrulamaya yönlendirdiğinde, adamın arkadaki nefesini duydum ve bilgilerimi girmeyeceğimi söyledim. Neden dediğinde ise beni Akbank'ın 444 ile başlayan numarasından aramadığını, bu numaradan araması halinde işleme devam edebileceğimi ilettim. Karşımdaki dolandırıcı ise zaman kaybettiğimi ve işlemin zaten Akbank tarafından gelecek onay SMS'i ile güvenli bir şekilde yapılacağını söyledi. Beni bankanın telefonundan aramasını istediğimi bir kez daha yeniledim, buna karşılık banka şubesine başvurmam gerektiğini söyleyip görüşmeyi yüzüme kaparcasına (MERSİS numarası söylemeden) sonlandırdı. 

Kayıpsız atlattığım 2 dakika 12 saniye süren bu telefon görüşmesinin ardından her ihtimale karşı kredi kartımdaki hareketleri ve provizyonları kontrol ettim. Tahmin ettiğim gibi, bilgim dışında herhangi bir işlem yoktu. Ardından beni arayan telefon numarasını Google'da arattım. Son 5-6 günde bu numaradan aranıp dolandırılan onlarca insanın yazdıklarını okudum, kim bilir buralara yazmayan/yazamayan da kaç kişi var... Peki, bu tecrübeden neler öğrendim, insanlığa ne ders çıkardım:

- Bankalar sizi 444'lü numaralarından arar, sabit hattan aramaz.
- Bankalar sizden TC Kimlik Numaranızın tamamını istemez.
- Bankadan arayan kişi sizi tuşlarla giriş yapmanız için başka bir menüye yönlendirdiğinde arkadan nefes alışverişini duymazsınız.
- Bir yerlere üye olurken malesef telefon ve mail adreslerimizi vermek durumunda kalıyoruz, en azından bu tarz üyelik işlemleri için farklı bir mail adresi kullanarak, banka/devlet dairesi gibi resmi kurumlarla yaptığınız işlemlerde kullanacağınız mailinizi farklı belirlerseniz, şüpheli işlem size bir ipucu verebilir.
- Dolandırıcıların yöntemleri her geçen gün değişmekte ve tarzları da oldukça profesyonelleşmekte, bu sebeple risk artarak büyüyor, bunun farkında olmakta fayda var. Bizim en büyük avantajımız ise, bu şahısların günün sonunda hep bizden aynı özlük bilgilerini almaya çalışmak zorunda olması. İşte bu noktada, bu bilgiyi paylaşmadan önce çok iyi düşünmek gerek.




7 Aralık 2015 Pazartesi

Bazen Bir Yorum Gelir, Herşeye Değer...

Bazen bir yorum ya da bir mail alıyorum ve blogum vasıtasıyla tanımadığım binlerce kişiye ulaşıp onlardan birine bir şekilde faydalı olduğumu hissediyorum. İşte o an yaşadığım manevi hazzın değeri bambaşka. Onlardan birini sizlerle paylaşmak istedim. Benim gibi, kan emici bankalara elinden gelen mücadeleyi göstermiş biri...
Yeri gelmişken bu yorumun geldiği içeriği de sizlerle bir kez daha paylaşıyorum:

http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2013/11/garanti-bankas-hesap-isletim-ucretine.html

Google adsense

Analytics