sosyal medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2024 Cumartesi

Bir Kahve Molası

Yeni yılın ilk haftasını geride bıraktım. Ne haftaydı ama…Kafa olarak zorlu olacağına hazır olsam da sandalyeye yapışıp kaldığım, tek aramın tuvalet, yemek ve bir kaç sefer Okan’ı okula bırakma ya da kurstan alma ile kısıtlı olduğu bir dönemdi. İşin beni endişelendiren tarafı pek çok yabancının 8 Ocak’a kadar Christmas tatilini sürdürüyor olması. Bakalım herkes tam gaz mesaiye dönünce yağan mailler sonrası nasıl olacak durumlar. Neyse, değiştiremeyeceğim şeyler için endişelenmeyi bırakıp yola devam etme zamanı.

Bu Cumartesi sabahı Caddebostan EspressoLab’da oturdum, bu satırları yazıyorum. Şirketten aldığım 10. yıl kıdem ödülünün katkısı ile aldığım MacBook’umu sırt çantama atıp geldim. Bizimkiler sınıf öğretmenleri ile beraber veli kahvaltı organizasyonuna katılınca benim için de bir kaçamak ihtimali doğdu ve böyle değerlendirdim. Çevremde pek çok genç profesyonel var ve sabah koşu aktivitesi üzerine burada sosyalleşmeye devam ediyorlar. Gürültü biraz artınca arka fonda çalan müziği artık hiç duyamıyorum, en iyisi kendi müziğime geçeyim diyerek kablolu kulaklıklarımı takıyorum. Bu aralar kablosuz kulaklık almak konusunda bir arayışım var ama bunu düşük bütçe ile fiyat/performans ürünü arayarak yapmak süreci uzatıyor. İhtiyaç mı yoksa istek mi sorusuna verdiğim cevap bu satınalma sürecini ertelememe neden olurken artan fiyatlara karşı artacağını bildiğim fiyatlar gerçeği de aklımda. 


Normalde blogumda kendi ekonomik koşullarımı rahat paylaşabilen biri değilim ama artık ülkenin ekonomik şartları o kadar zorluyor ki… Pek çok kişiye göre şükretmesi gereken biri olmama rağmen bireysel finansallarımı düşünmediğim gün yok gibi. Oğlumun ilkokulu bu yıl bitiriyor olması ve ondaki ışığı görmemiz bizim de ona iyi bir yatırım yapmamızın gerektiği gerçeğini yüzümüze vuruyor. Bu durumda akla ilk çözüm özel okul geliyor. Geçen seneki fiyatlar üzerinden resmi enflasyon oranı ile fiyatı hesapladığımda bu işe soyunabilirim diye düşünürken bugünlerde velilerden ve sosyal medyadan edindiğimiz bilgilere göre resmi enflasyon oranı ile alakası olmayacak artışlar gündeme gelecekmiş. Hal böyle olunca ilk yüze x öğrenci soktuğunu ilan eden marka okullar yerine alternatiflere de bakmaya başladık. Tabi bu da ucuz etin suyunu aklıma getiriyor ve öğretmenin mutsuz olduğu, kafasında ay sonu hesabı yapacağı bir ortamda çocuklara ne kadar verimli olabileceğini düşündürüyor. Diyeceğim o ki, düşünecek çok şey var, bulunacak çok cevap.

Düşünme demişken, Aralık ayında şirketimizdeki yabancı yöneticilerden birinden mentörlük almaya başladım. Şu ana kadar iki toplantı yaptık ve bende güzel bir ufuk açtı. Ona iş yükünden, kendimi güncellemeye vakit ayıramadığımdan bahsettiğimde bana düşünce yapımı değiştirmeyi ve elimdeki işlerle ve veriyle uğraşırken sorgulamamı, bunun ekstradan nereye dokunduğunu, ne etkisi olduğunu, ne mesaj verdiğini sorgulamamı söyledi. Bu mesajı okuduğunuzda beni kariyerinin başında bir analist sanmanızı istemem ama bazen hepimiz bazı düşük katma değerli işleri yaparken sadece rutinin bir parçası olarak, tekrar eden bir iş olarak görüp yapıp tik atıp kurtulmak istiyoruz. İşte belki oralardan cevheri çıkarmak kariyerimizdeki bir sonraki adımı hazırlayacak. Yaparken sorgulamak lazım. Opel’de çalışırken bir yöneticimin söylediği gibi, yan masada neler oluyor bilmek lazım. Bizim elimizdeki bir verinin bizden önceki ve sonraki masaya nasıl bir mesaj verdiğini anlarsak ve buradan aksiyon alınabilir mesajlar çıkarırsak bizim hakkımızda karar alacak olan kişiler için önemli sinyaller çakmış oluruz.

İşte bir filtre kahve eşliğinde rahat bir sandalyeye oturup şöyle kafamı rölantiye alıp içimdekileri döktüğümde bunlar döküldü benden bu sabah. Şimdi biraz takip ettiğim bloglardan beslenme zamanı. Yolculuğun tadını çıkarmaya devam…



Bu arada, 2024 yılına henüz yeni girmişken yeni yıldan beklentilerimi de şuraya bırakayım: Volkan Yorulmaz: Hoşgeldin 2024: Yeni Yıldan Beklentilerim

PS. Bu içeriği tamamladığım günün öğleden sonrası itibarıyla artık benim de bir bluetooth kulaklığım var.

19 Kasım 2023 Pazar

Pazar Gecesi Çıktısı


Kendim için 5 Kasım akşamı bir iyilik yapıp office.com'a girdim, beyaz bir Word dökümanı açıp adını da "Hedeflerim" koyduktan sonra buluta kaydettim. Kariyerimle, sağlığımla, yatırımlarımla ilgili başlıklar açıp içlerine sohbet edercesine bir şeyler karaladım. 

Bu 19 Kasım akşamı da kaldığım yerden devam ettim. Hep derler ya, yazdığın hedeflerine erişirsin diye. Blog’uma yazsam birileri okur da alay eder diye çekindiğim o hedefleri en azından şimdilik kendimin erişebileceği bir yere yazıp izliyorum. Hem de kendimle bir değerlendirme, yüzleşme gibi oluyor. Daha önce yazdığım hedefe yürüyebilmek için aradan geçen zamanda ne adım atmışım diye şöyle bir düşünme fırsatı buluyorum.


Dönelim gündemime… 


Bugün Ozan Varol’un son kitabını (Awaken Your Genious) okurken cep telefonundan, sosyal medyadan ve clickbait haberlerden uzak durmak konusunda bir kez daha yüreklendim. Bu Pazar olabildiğince elimi az götürmeye çalıştım. En azından seçici oldum. Mesela akşamüstü BBC’nin YouTube kanalında Dua Lipa’nın Tim Cook’u ağırladığı söyleşiyi falan izleyip ortamlarda satacağım bilgilerle beslendim. Bu arada Ozan Varol bu içeriklerden beslenme konusunda da tavsiyeler vermiş kitabında, mesela besleneceğimiz kitapların bloglardan, sesli kitapların podcastlerden öncelikli olması gerektiğini çünkü daha fazla bir hazırlık dönemi ve çalışma içerdiklerini anlatmış. Haksız değil, dün Okan okuldayken Nilgün ile Emaar’da kahve içip bir blog içeriği hazırlayabildim. Tahminimce 1.5 saatlik bir çalışmanın sonucuydu. Eve gelince instagram ve linkedin hesabımdan da paylaşınca, blogumun istatistiklerine olumlu yansıdı. Şurada dursun: https://myhighlightz.blogspot.com/2023/11/game-on-how-playing-video-games-can.html


Kitap okumak güzeldir


Bugün kahvaltı sonra Kobo e-reader’ımdan Ozan Varol’u okurken, Okan neden hep dijital kitap okuduğumu sordu. Ben de altını çizerek okumayı sevdiğimi, sonrasında bu çizdiklerimi blog’umda paylaşmanın beni mutlu ettiğini söyledim. O da normal kitap okuyarak da kitabın altını çizebileceğimi ve not alabileceğimi söyleyince, kitap okuyan rol model ebeveyn olabilmek için yazın severek okudum Matt Haig’in henüz okuma fırsatı bulamadığım (sanırım Okan tetiklemese yaz tatilini beklerdim) “Zamanı Durdurmanın Yolları” adlı kitabına başladım. Kitapta bazen “bu cümleyi not almalıyım” dediğim anlar oluyor, o zaman da telefondan notları açıp klavyeye okuyorum ve yazılı metne çevirmesini büyük bir zevkle kontrol edip kaydediyorum.


Havalar da bozdu


Havalar geç soğudu bu kış, kaloriferler yeni yanmaya başladı. Bir de belediyeler afet uyarısı yapınca, hafta sonu “tedbiren” evde geçti. Gözlemlerime göre haftasonu rutin kredi kartıma yansıyan harcamalarımı dikkate almazsak, harcama ortalamamı artıran yegane günler olarak öne çıkıyor. Boş vakit hafta içine göre fazla olunca, ailece bir yemek, bir kahve ya da alışveriş merkezi ziyareti kredi kartında hemen 4 haneli ek harcama olarak kayıtlara geçiyor. Neyse ki hava kötü olunca eve kapanmak bu harcamaların da minimumda tutulmasını sağlıyor. Bununla ilgili gözlemimi, hatta memnuniyetimi bir tweet ile paylaşacaktım ama “cimri”ligimi bir de sosyal medya üzerinden bilinir hale getirmeye çekindim.


Sözlerimin sonuna gelirken


İki gün sonra daha önce hiç görmediğim Sırbistan’ın Belgrad şehrine gidip Finans ekibimizle bir takım toplantısına katılacağım. İçeriğin daha çok takım ruhunu artırmak olduğunu bildiğim için bunu biraz kafa boşaltmak ve yaklaşan yıl kapanışı öncesi enerji toplamak için kullanmak istiyorum. Soğuk hava buna ne kadar izin verecek bilmiyorum ama 2018’de Romanya’ya 3 haftalık denetim için gittiğimde tek başıma gezdiğim sokaklar, gittiğim restoran ve kafeler bana çok iyi gelmişti. İnşallah yine güzel hatıralar ve iyi bir ruh hali ile dönerim. 

6 Eylül 2019 Cuma

Düşünce ve Üretkenlik Merkezi: Havaalanı

Size de öyle oluyor mu bilmiyorum ama havaalanlarında yalnızken geçirdiğim vakit, benim kendimle baş başa kalmam ve fokuslanma için çok iyi bir fırsat oluyor. Ne zaman havaalanında tek başıma kalsam plan program yapıp en azından yakın vadede yapmak istediğim şeyleri sıralıyorum. Bu kez yine öyle oldu, youtube kanalıma (https://www.youtube.com/channel/UC-QG98AFU_zaguhi9Hjbvtw/) hangi videoyu yayınlarım, blogda ne konuda içerik üretirim gibi pek çok şey geldi aklıma. Ee bir de yazmak için iyi bir fırsat oldu ki bu satırlar yazıya dönüştü.

Bu aralar “Nasıl BağımsızDenetçi Oldum?” adlı içerik (http://volkanyorulmaz.blogspot.com/2018/12/nasl-bagmsz-denetci-oldum.html) özellikle medium.com vasıtasıyla (https://medium.com/@VolkanYorulmaz) pek çok okunur oldu. Bu konuda maille ve instagramdan DM ile sık sık sorular alıyorum. En iyisi bir video ile kendi bağımsız denetçi olma serüvenimi ve bu süreçte tecrübe ettiklerimi paylaşmam. Blogumda en çok okunan içeriklerin başında gelen “Nasıl SMMM Oldum?” için de (http://volkanyorulmaz.blogspot.com/2010/06/nasl-smmm-oldum.html) yine fırsat yaratıp bir video çekersem hem benim için nostaljik olur, hem de mesleğin gönüllülerine faydam dokunur. Bir de işle ilgili yapmam gereken şeyler var. Onlar da aklımın bir köşesine kaydoldu bir yandan bu yazıyı yazıp diğer yandan telefonumu şarj ederken. Özetle havaalanındaki bu bekleyiş sadece telefonumun bataryasını değil beni de şarj etmiş oldu.

Daha üretken, düşüncelerin meyvelere dönüştüğü günlere…



30 Nisan 2019 Salı

Hakkı Alkan'a Mektup

Hakkı Hocam,

Çok eski takipçilerinden olduğunu söyleyemem, Eylül 2018’den beri seni takip ediyorum. Radarıma girdiğin dönem SDN'deki Samsung S8 incelemesini okuyup izlememe denk geliyor. O tarihten beri de sıkı bir şekilde takip ediyorum. Bu hafta ilk podcast’inizi yayımladığınızı ve bununla ilgili geri bildirim almaya açık olduğunu belirtince yazmak istedim.

Öncelikle muhabbetinizi şahsen çok samimi buluyorum. Bunu youtube’da ailenizle çekip paylaştığınız videolarda da hissettiriyorsunuz, aynı hissi podcast’te verdi.

Genelde iş yerinde Excel’e gömülmüş çalışırken arka planda beni yormayacak Ted/TedX videoları takip etmeyi seven biri olarak sunacağınız podcast’ler benim için dinleme listesine girecek alternatif olarak öne çıkacak. Şunu belirtmeliyim ki, youtube videolarınız ilgimi çekip görüntüyü inceleme ihtiyacını fazlasıyla doğurduğu için ofiste özellikle onları açmamaya, aksine ekrana konsantre olacağım iş-ev yolculuğunda izlemeye yöneliyordum. Podcast ise daha sakin bir ses tonuyla hazırlandığı için ofiste çalışırken arka fonda çok iyi gitti.

İçerik olarak, yukarıda da bahsettiğim gibi, seni sıkı takip ettiğim için olsa gerek, bahsettiklerinizin büyük çoğunluğunu twitter’daki paylaşımlarınızdan podcast öncesi duymuştum. Bu sebeple içerik çok sıradışı gelmedi, yazının sohbete dönmüş hali gibiydi. Ancak bu içeriğin twitter’dan seni yakından takip etmeyenlere de sunulduğunu düşünürsek, sana da hak veriyorum. Bir de sürekli farklı içerik üretmenin belirli zaman zarfında limitleri olacağı da malum.

Ben açılış müziğini çok içselleştiremedim, daha sıcak bir ses efekti kullanılabilirdi sanki biraz fazla resmi olmuş. Bunun dışında sesinin netliği ve anlaşılırlığı ile ilgili bir sorun yaşamadım.

Twitter’da gördüğüm kadarıyla farklı mecralara da podcast’i yüklemen için öneriler sunulmuş. Soundcloud’da hesabın olduğunu gördüm, bence podcast’in orada da bulunsun, Robin Sharma’yı genelde oradan dinlediğim için arayüzünü kullanıcı dostu bulduğum bu araçta da sana kolayca ulaşabilmek güzel olur.

Son olarak, yaptığın işe, sunduğun içeriğe, o içeriği oluştururken ortaya koyduğun emeğe son derece saygı duyuyorum. Umarım bu azmin, isteğin ve merakın hiç bitmez. Biz de sayende son teknolojik gelişmeleri hep senin samimi anlatımınla öğreniriz.

Selamlar,

Volkan 

PS. Hem yaşımızın yakın olması, hem de yukarıda bahsettiğim samimiyetinden ötürü “siz” yerine “sen”i tercih ettim. Anlayışın için teşekkürler.
Podcast'i dinlemek için:
https://open.spotify.com/show/6y3oz9l90blGlTaDrOHyOf


31 Ağustos 2018 Cuma

Kalp Kırmak ve Ah Almak Üzerine

Bu sezon Beşiktaş'a transfer olan ve transfer sezonunun son gününde resmi bir maçta Beşiktaş forması giyemeden Bursaspor'a kiralanan Umut Nayir'in yine transfer sezonunun kapandığı son gece (bu gece - 31 Ağustos 2018) beğendiği bir tweet var ki görünce içimi dağladı. Belki ve umarım ki ben yanlış yorumlamışımdır ama sanki tam da Bursaspor'a transfer olduğu bu gece sosyal medya hesabında beğendiği paylaşım ile sanki kariyerinde yaşadığı hayal kırıklığını dışa vuruyor gibi.

Söz konusu paylaşım şu şekilde: "Verdiği umudu geri alan, aldığı ahı güle güle kullansın."


Akşam saatlerinde bu iletiyi görünce Umut'un kırılan umutlarının bir dışa vurumu gibi geldi bana. Umarım yanılıyorumdur ve sadece arkadaşı Arif Morkaya'ya destek olmak için bir beğenide bulunmuştur ama şayet kendi kariyeri ile ilgili böyle bir düşüncesi varsa bir ağabeyi olarak "çok çalışmaya devam edip çizgisini bozmamasını" tavsiye ederim, ne kadar klişe olsa da uygularsa bu yöntemin ona olumlu geri döneceğine eminim. Kendisi için herşeyin çok güzel olması dileğiyle...

29 Temmuz 2018 Pazar

Twitter Evreni Size Savaş Açtığında

Harvard Business Review’de şirketlerin sosyal medya üzerinde yürüttükleri kampanyaları ele alan güzel bir vaka çalışması yayımlanmış. Ben kendi cevabımı paylaşıyorum. Dilerseniz siz de üzerinde bir düşünün...


Canadian Jet yarışmayı iptal etmeli mi?
Canadian Jet şirketinin halkla ilişkiler yöneticisi olsaydım, bu yılki en büyük sosyal medya kampanyamız olan #CanJetLuxury hashtag’ini kullanarak en yaratıcı tweeti atan kişiye, şirketin uçuş noktalarından herhangi birine iki adet gidiş-dönüş bilet hediye etme kampanyamızdan asla geri dönüş yapmazdım. Sosyal medya üzerinde yürütülen bir kampanya olduğu için atılacak bir geri adımda müşteriler tarafından bu durumun fark edilmesi ve ardından farklı bir akımla aleyhimize bir kampanya yürütülmesi şirketimizin imajını ve marka değerini çok daha olumsuz etkileyebilir. Bunun yerine kampanya boyunca hakkımızda olumlu ya da olumsuz geri bildirimlerin hepsini çok değerli kabul edip, hepsinin kaydını tutup sınıflandırarak kampanya bitiminde şirketimiz için bir SWOT analizince kullanmak üzere dikkate alırdım. Bununla beraber, ödülü verme konusunda da gerçekten en yaratıcı, en doğal, en samimi, en haklı geri bildirimde bulunan, kısacası şirketimizi ve sunduğumuz hizmeti sadece öven değil objektif bir şekilde değerlendiren yorumu yazan kişiye ödül verilmesi için çalışırdım.

Yürütülen bu kampanya sonucunda kendime ve ekibime de iki önemli ders çıkarırdım:

-        Bu tip bir sosyal medya kampanyası yürütüyorsam viral etkisini de düşünerek olumlu ve olumsuz tüm geri bildirimleri kabul ederek, riski alıp geri dönüşleri beklemeliyiz.
-        Eğer şirketimizin imajına zarar vereceğini düşündüğümüz iletilerden çekiniyorsak, geri bildirimlerin değerlendirmeye alınması için firmamızı küçük düşürecek, hakaret içerecek abartı içeren ifadeler taşıyan mesajların yarışma kuralları gereği değerlendirmeye alınmayacağını belirterek kuralları en başından katılımcılarla paylaşmalıyız.

Özetle, sosyal medya kampanyaları hızlı geri dönüşlerle önemli ve güçlü etkili kampanyalardır ancak yönetmesi de bir o kadar uzmanlık isteyen riskli bir süreçtir.

Merak edenler için işte söz konusu vaka çalışması:

Twitter Evreni Size Savaş Açtığında
Charlene Thompson komodinde duran telefonuna uzandı. Saat daha sabahın 6.00’sı bile olmamıştı. Odada yanan tek ışık cep telefonundan geliyordu. Kocası James homurdanarak döndü.
“Korkunç bir alışkanlık seninki” dedi. “Gelen kutusuna daima kahveni içtikten sonra bakmalısın.”
Charlene, “Ama bu önemli, tatlım” dedi. “Yarışmanın nasıl gittiğine bakmalıyım.”
Charlene, Canadian Jet şirketinin halkla ilişkiler yöneticisiydi. Havayolu şirketi, PR firması Wrigley & Walters’ın yardımıyla önceki gün ilk Twitter yarışmasını hayata geçirmişti:
#CanJetLuxury hashtag’ini kullanarak en yaratıcı tweeti atan kişi, şirketin uçuş noktalarından herhangi birine iki adet gidiş-dönüş bileti kazanacaktı.
Bu kampanya 15 yıldır şirketin iletişi­mini yöneten Charlene için kritik önem taşıyordu. Canadian Jet filosunun üçte biri motor güvenliğiyle ilgili bazı nedenlerden dolayı bir hafta uçuş yapmamış ve bu durum çok miktarda gecikme ve iptale yol açmıştı. Yer mürettebatının grev tehdit­lerini takiben medyada havayolu şirketi­nin çalışan ilişkilerine yönelik olumsuz haberler çıkmıştı. Wrigley & Walters ekibi kampanyayı, Canadian Jet’e tercih edilen havayolu imajını yeniden kazandırmak için tasarlamıştı.
Charlene, sonu gelmeyen tweetler ara­sında dolanırken “Fena. İşler iyi gitmiyor” dedi.
James şaşırarak “Nasıl yani? Kampanya tutmadı mı?” diye sordu.
“Tam tersi. Tutmasına tuttu ama kötü bir biçimde.” Tweetlerden birkaç tanesini okudu:
“Motor ateş almadan gideceğim yere ulaşıyorum #CanJetLuxury”; “İki gün arka arkaya ailemden 3 bin km uzakta elim ko­lum bağlı #CanJetLuxury”; “#CanJetLuxury çalışanlarına adil ödeme yapmaktan yırtar.”
“Eyvah, eyvah” dedi James.
Charlene yataktan kalkarken, “Kam­panya tamamen ters tepti” diye düşündü.   
Sabah 7:30
Canadian Jet CEO’su Jerry Schneider, Charlene ve kendisi diğerlerinin gelmesini beklerken parmaklarını masada tıkırdatı­yordu. Jerry henüz bir şey söylememişti ama Charlene onun da gergin olduğunu görebiliyordu.
Charlene’in sosyal medya direktörü, Tim Powell, şirketin Wrigley & Waters’taki müşteri temsilcisi Andrea Kemp’le beraber toplantıya katılmıştı. Her ikisinin de canı sıkkın görünüyordu.
“Kusura bakmayın” dedi Tim. “Andrea’nın giriş kartını çıkarmakta zorlandık.”
“Kampanyayı iptal ederseniz, samimi gönderiler yapmış ve kazanmayı uman insanları dışlamış olursunuz.” Andrea, Jerry’nin elini sıktı ve oturmadan konuşmaya başladı. “Peki. Bunun bazı riskler taşıdığını biliyorduk, değil mi? İnsanlar kimliklerini açıklamadan internet üzerinde şikayet etmeye bayılıyorlar.” Charlene, Andrea’nın hızlı hızlı konuşmasının sinirli olmasından ileri gelmediğini biliyordu. Andrea, kriz anlarında açılan tiplerdendi. Haklıydı da. Planlama sürecinde Charlene ve ekibine eleştirmenlerin bu tarz sosyal medya kampanyalarını kullanarak şirketi hedef haline getirebileceklerini hatırlatmıştı. JP Morgan Chase’in Twitter Soru ve Cevap çalışmasını başlatmasının ardından hashtag geri tepmesinin en son kurbanı olduğunu söylemişti. McDonald’s kampanyalarından bir tanesinin nasıl “tag darbesi” haline geldiğini anlatan bir Forbes.com haberi de göndermişti. Andrea bu vakaları hatırlatmıştı. “Yalnız olmadığımızı bilmek pek de ra­hatlatıcı değil doğrusu,” dedi Jerry. Tim’den güncelleme istedi.
“Tweetler hâlâ geliyor: Sabahın 6.00’sın­dan beri CanJetLuxury hashtagi taşıyan 200 tweet daha atılmış. Çoğunluğu iyi, hatta aralarında olağanüstü olanları bile var ama arada iğneleyenler yok değil.”
Jerry sıkkın bir ifadeyle gözlerini yukarı kaldırdı. “Daha fazlasını duymak bile iste­miyorum,” dedi.
“Trend olmaya başladık. Durum göz önüne alındığında, pek iyi bir şey değil” dedi Tim.
“Trend olmayı nasıl durdururuz?” diye sordu Jerry. CEO, Y kuşağından otuz yıl ge­rideydi. Sosyal medyaya ayak uydurma ko­nusunda elinden geleni yapsa da Tim veya Charlene kadar bu işlerden anlamıyordu.
Tim, “Hashtagi değiştirebilir ve insanla­rın yeni bir tane kullanmasını sağlayabiliriz,” önerisi getirdi.
Andrea, “Diğer şirketler bunu yaptılar ve işe yaradı” diye ekledi. “İnsanların yeni bir hashtag’e odaklanmasını sağlayarak, dikkati sorun yaratan hashtag’den uzak­laştırıyorsun ve böylece ustaca hakaretler yağdırmaya da az meylediyorlar. Yine de eski hashtag’in miyadını doldurması birkaç gün sürebilir.”
“Yani yarışmayı tutalım ve bu hengame­nin dinmesini mi bekleyelim diyorsunuz?” diye sordu Jerry.
Charlene, “Ya da yarışmayı tümden sonlandırabiliriz” dedi.
Andrea ise, “Evet, JP Morgan’ın ne yap­tığınız hatırlarsınız,” diye ekledi. “İnsanlar ‘kapitalist domuzlar’ adı altında tweetler atmak için hashtag’i gaspettiğinde, Soru ve Cevap çalışmasına son verdiler.”
“Herkesin iddia ettiği gibi kibirli tipler gibi görünmekten kaçamadılar” dedi Tim.
Andrea başıyla onayladı. “Aceleci davranmayalım. Tweetlerin çoğu pozitif. Müşteriler Canadian Jet deneyimine dair bazı güzel şeyler söylemişler. Kampanyayı iptal ederseniz, samimi gönderiler yapmış ve gidiş-dönüş biletleri kazanmayı uman insanları dışlamış olursunuz. Tepkilere dikkat çevirmeyip, olumlu tanıtıma odak­lanmak daha iyi olabilir.”
Charlene, “Ya basın bizi aramaya başladığında ne olacak?” diye sordu. Kısa bir süre içinde soruları yanıtlandırmak zorunda kalacağından endişeliydi.
Andrea “Zor yolu seçerek, olumlu yanıtlardan ne kadar memnun olduğunu söylersin,” önerisinde bulundu.
Jerry “Şimdiye kadar tartıştığımız seçe­neklerin hiçbiri hoşuma gitmedi” dedi.
Tim boğazını temizledi. “Özür dileye­biliriz. Geçmişte işe yaramıştı.” Üç yıl önce, operasyondan sorumlu başkan yardımcıla­rından biri, havayolunun suçu olmasa bile bir uçuşun gecikmesi veya iptali sonrasında kabin memurları, pilotların ve havayolu çalışanlarının büyük siyah harflerle yazılmış “Özür Dileriz” rozetleri takma­ları fikrini ortaya atmıştı. Taktiğe verilen müşteri yanıtları büyük ölçüde olumluydu. Hatta rozetler, havayolunun sektör müşteri hizmet ödülü kazanmasını sağlamıştı.
Andrea “Peki burada tam olarak özür dileme sebebiniz nedir?” diye sordu. “Sadece bir yarışma başlattınız. Kenneth Cole gibi siyasi olayları marka promosyonu için kullanmadınız veya Home Depot’nun yaptığı gibi ırkçı bir resim paylaşmadınız. O şirketlerin özür dilemesi mantıklı ama siz yanlış bir şey yapmadınız.”
Charlene, iPad’ini göstererek “Bu insanlar öyle düşünmüyor” dedi. En son gelen tweetlerden birkaçını okudu. “Kızınızın düğününe bir gün geç gitmek #CanJetLuxury”, “Çalışanlarını sömürmek #CanJetLuxury.”
Jerry, başını ellerinin arasına alarak “Yeter,” diye homurdandı. Oda sessizleşti.
Charlene, “Özür dilemeyi göze alabili­rim” dedi. “Ne söyleyeceğimden tam olarak emin değilim, bana bir saat verin.”
Sabah 8:30
Charlene bilgisayarındaki boş Word belgesine bakıyordu. Klavyede şunları yazmaya başladı: Canadian Jet adına bu yarışmanın uyandırdığı hissiyattan dolayı özür dilemek isterim. Sil tuşuna bastı. Canadian Jet olarak müşterilerimizi hayal kırıklığına uğrattığımızdan dolayı özür dileriz. İşimize duyduğumuz bağlılıkla... “Bu da olmaz” dedi yüksek sesle bilgisa­yarına. Sil tuşuna bastı. Daha doğrudan bir yaklaşım denedi: Uçaklarımız zaman zaman arıza yaptığından, çalışanlarımıza adil davranmadığımızı düşündüğünüzden ve yarışmamızı sevmediğinizden dolayı özür dileriz.
Asistanı kapıdan kafasını çıkardı. “Car­rie Schultz sizi arıyor.” Charlene, telefonu açarken asıl eğlence şimdi başlıyor diye düşündü.
PR News blogger’ı Carrie, kendisine sosyal medya gafları üzerine bir haber hazırladığını ve Charlene’in mevcut krizle ilgili yorumda bulunmak isteyip istemedi­ğini soruyordu.
“Ben buna ‘kriz’ demezdim. Bir avuç in­sanın işinizle dalga geçmesi kriz manasına gelmez.”
“Yanıtları neden görmezden geldiğinizi kayıtlı olarak açıklamak ister misiniz? Hiç­bir sorun yokmuşçasına tweetler gönderip duruyorsunuz.”
Charlene çabucak havayolunun Twitter’daki haber kaynağını açtı ve sabah 8.00’da bir tweet atılmış olduğunu gördü: “Yanıtlar gelmeye devam ediyor! Bu hızda giderse, yarışmayı sonlandırmak yıllar alacak!” Telefonunu sessize aldı ve Tim’i çağırması için asistanına seslendi.
Tim’im koridorda koştuğunu duya­biliyordu. Tim’in yüzü ekranda tweeti okurken kül rengini aldı. Ahizeye işaret ederek, “Carrie Schultz” dedi.
Telefonu sessizden aldı. “Henüz yorum yapmaya hazır değiliz, Carrie” dedi.
Carrie, “Hazırlansan iyi olur,” diye ya­nıtladı. “Bildiğiniz gibi trend oluyorsunuz.”
Sabah 9:00
Jeff, yüzü kıpkırmızı, “Küstahlığı bırakın, şu noktada tamamen duyarsız görünüyo­ruz” dedi.
Tim bir şeyler söylemek üzereydi ki Andrea araya girdi. “Özür dilerim. Bizim ajansın hatası. Tweetleri dün yazdık ve bugün tüm gün boyunca otomatik yayına alınması için programlamıştık. Zamandan kazanmaya çalışıyorduk.”
Charlene, Jerry’i rahatlattı: “Otoma­tik tweetleri kapattık. Ancak yine de ne yaptığımızı anlamamız gerekiyor. Ve hızlı davranmalıyız.”
Tim, “Özre ne oldu?” diye sordu.
Charlene iç çekti. “Andrea haklıydı. Tam olarak niçin özür dilediğimizi bilmi­yoruz. Aklıma gelen tek şey, ‘Son 10 yıl içinde sizi çeşitli biçimlerde hayal kırıklı­ğına uğrattığımızdan dolayı özür dileriz.’”
Tim, “Bunun nesi yanlış?” diye sordu. Charlene şaka yapıp yapmadığını anlamak için ondan tarafa baktı. Gülmüyordu.
Jerry sesini yükselterek, “Odun gibi görünüyoruz, işte olan bu” dedi.
Tim, “Öyleyse, yarışmayı sürdürüyor muyuz?” diye sordu. Hepsi birden Jerry’e baktı.
“Bu yıl başka neyimiz var?”
Charlene, “Bu yılki en büyük sosyal medya kampanyamız bu” diye yanıtladı. “Birkaç şey daha planladık ama hiçbiri bu ölçekte değil.” Andrea’ya bakmamaya çalıştı. Ajansı, Canadian Jet kadar topun ağzındaydı.
Andrea, tamamen soğukkanlılıkla “Henüz hiçbir şeyi kaybetmiş değiliz” dedi. “24 saat daha dolmadı. Alev aldığı hızda sönebilir.”
Charlene, “Bunu neden kurtarmak is­tediğini anlıyorum, Andrea. Ancak tedbirli olmalıyız” dedi. “Canadian Jet’in başka bir halkla ilişkiler sorunu olmamalı.”
Jerry sandalyeye tüm ağırlığıyla oturdu. “Bu konularda normalde şirketinizden danışmanlık aldığımızı biliyorum, Andrea. Bu konuda uzman olan sizsiniz ama bizi bu karmaşaya sürükleyen de sizsiniz.” Charlene’e döndü. “Sözcümüz olarak, görevi senin devralmanı istiyorum.”


1 Ekim 2017 Pazar

Linkedin Etkisi

Blogumda yazdıklarımdan iş ile ilgili olan içerikleri fırsat buldukça Linkedin üzerinden de paylaşıp trafik yaratmaya çalışıyorum. İçeriğin özgünlüğü, konunun popülaritesi, verilen emek, destekleyici görselin kalitesi çekilen ilgiyi doğrudan etkiliyor.

Son 4 yıldır düzenli olarak yazdığım "X yılda öğrendiğim X şey" başlıklı içeriği de geçen hafta tamamladıktan sonra blogumda yayımlamanın ardından Linkedin üzerinden bağlantılarımla paylaşmıştım. Onların da beğenileri ile daha geniş bir bağlantı ağına ulaşan içerik bir hafta gibi bir sürede 1551 kişi tarafından görüntülenmiş. Hal böyle olunca hafta içerisinde önemli bir ziyaretçi sayısı ile içerikte pek çok okuyucuya ulaştı. Siz hala okumadıysanız şöyle alalım:

Link: http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2017/09/10-ylda-ogrendigim-10-sey.html


1 Ağustos 2017 Salı

Philip Morris’te 4 Yılı Devirdim

Güzel insanlarla, güzel bir ortamda hakettiğinin karşılığını maddi ve manevi alarak çalıştığın zaman saatler, günler, haftalar ve yıllar ne kadar da hızlı geçiyormuş.

Bugün Philip Morris camiasındaki 4.yılımı dolduruyorum. Serviste işe gitmekte olduğum şu an, cep telefonumdan bu satırları yazarken geride kalan 4 yılda biriktirdiğim deneyimlerin ve dostlukların hazinesini düşünerek kendimi, çok şükür, şanslı hissediyorum.

Önceki iş yerlerimde, ki hem PwC hem de GM benim bugüne gelmemde önemli pay sahibidir, 3 yıllık çalışma süresini (kendi tercihimle) aşamamıştım. Ne mutlu bana ki Philip Morris’te bu süreç çok daha hızlı, keyifli ve öğretici geçti.

Umarım bu ortam hep böyle güzel devam eder ve ben de buradan emeklilik için ayrılırım.

Sevgiyle,

İlk Kutlama LinkedIn'den Geldi
Facebook Artık İş Yıl Dönümlerini de Kutluyor

30 Nisan 2016 Cumartesi

Eleştirirken Eleştiriye Açık Olabilmek

İnsanları eleştirmek kolaydır. Yeri gelir "neden gözünün üzerinde kaşın var?" diye bile eleştirebilirsiniz. Birilerini eleştirirken aynı şekilde eleştiriye de açık olabilmek ise bence erdemdir. Bu erdem malesef herkeste olmaz.

İşte bunun en güncel örneklerinden biri. Yatırım piyasalarının "uzman" ismi Belgin Maviş'i TV'de izleyip, interne tüzerinden youmlarını uzun süredir takip ederdim. Geçtiğimiz günlerde eleştirel bir twiti üzerine kibarca bir yorum paylaştım.

Ardından bir cevap ya da düzeltme gelmeyince bugün kaçırdığım bir şey var mı diye twitter sayfasını kontrol etmek istediğimde ise beni blokladığını farkettim.


Tabi tek farkettiğim bu değildi; insanları ne kadar kolay eleştirirken, empati yapamadığı için kendisi eleştirilen konumda olunca eleştiriyi haklı ya da haksız diye değerlendirmek yerine eleştireni kendisine düşman kabul etmeyi seçmişti. Bana da, kıssadan hisse, bir insan daha tanımak nasip olmuştu...

7 Aralık 2015 Pazartesi

Bazen Bir Yorum Gelir, Herşeye Değer...

Bazen bir yorum ya da bir mail alıyorum ve blogum vasıtasıyla tanımadığım binlerce kişiye ulaşıp onlardan birine bir şekilde faydalı olduğumu hissediyorum. İşte o an yaşadığım manevi hazzın değeri bambaşka. Onlardan birini sizlerle paylaşmak istedim. Benim gibi, kan emici bankalara elinden gelen mücadeleyi göstermiş biri...
Yeri gelmişken bu yorumun geldiği içeriği de sizlerle bir kez daha paylaşıyorum:

http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2013/11/garanti-bankas-hesap-isletim-ucretine.html

5 Temmuz 2015 Pazar

Zor İnsanlarla Baş Etmek İster Misiniz?

29 Haziran Pazartesi sabahı bir haftalık iş gezisi ve izin sonrasında işe döndüğümde öfisteki masamda bir iç posta zarfı gördüm. Açıp baktığımda üstünde mentörümün adını yazdığı ve sevgilerini ilettiği post-it ile birlikte "Zor insanlarla zorlanmadan baş etmek" adlı Özden Aslan'ın kitabını buldum.
 
Bu kitabın bana neden geldiğini ve içeriğine önümüzdeki günlerde ne kadar ihtiyacım olacağını bildiğim için hemen Pazartesi akşamı serviste okumaya başladım. Bugün aynı haftanın Cumartesi günü (4 Temmuz) ve ben az önce kitabı bitirip önce kitapta Sezen Aksu'nun bir şarkısının sözlerini içeren sayfanın fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaştıktan sonra kitaptan geri kalanları da kısaca blogumda paylaşmak istedim.
 
Herbirinin sonunu merakla bekleyerek okuduğunuz temaları iş dünyasından esinlenmiş üç adet hikayeden oluşuyor kitabımız. Temalar sırasıyla ertelemeci, terörist ve benim işim değil. Kitabın adından da anlayabileceğiniz gibi hikayelerimizde bu üç tipte oldukça zorlu insanlarla karşılaşan kahramanlarımız var. Birbirinden bağımsız hikayelerimizin kahramanları karşılaştıkları bu zorlu kişiliklerle mücadele ederken biz okuyuculara da alttan mesajlar veriyorlar. Kulanılan dil, verilen örnekler ve hikayelerin modern zamana ait olması okuyucu olarak benim her hikayede ilgimi canlı tutmamı sağladı. Hikayeler hakkında daha fazla detay vermeyeceğim ama okursanız beğeneceğinizi de gönül rahatlığıyla söyleyeceğim. Unutmadan, içinde bulunduğumuz yaz günlerinde kasvetli şeyler okumaktan çekiniyorsanız şimdiden belirteyim, hikayelerin üçü de mutlu sonla bitiyor.
 
Kitabı yazan, yayınlayan ve benimle paylaşan herkese teşekkür eder, alınan mesajları hayata geçirmek için fırsat kollayacağımı belirtmek isterim.

17 Eylül 2013 Salı

Bir Tweet'in Etkisi

Bugün twitter'ın blogger'lar için okunurluk sayısını arttırmada ne derece önemli bir araç olduğunu bir kez daha gördüm. Bunu sizlerle de, büyük bir keyifle, paylaşmak istiyorum.

Dün bir blog içeriği yayınladım. Bunu, ilham kaynağı olan Aykut Oğut'la mail üzerinden paylaştım. Sağolsun kendisi de twitter hesabı üzerinden blog içeriğimi takipçileriyle paylaştı.

Bunun üzerine, henüz 24 saat geçmeden bu yazıyı 215 kişi okudu. Hem de ilgili içeriği başka bir kanaldan duyurmadan.

Demek oluyor ki, günümüzde düşüncelerine ve paylaşımlarına önem verilen kişiler sosyal medya üzerinde müthiş bir güce sahipler. Arkalarındaki takipçileriyle çok hızlı ve etkin bir etkileşim yapma potansiyelleri mevcut.

Bu vesileyle sayın Aykut Bey'e bir kez daha teşekkürlerimi sunarım.

23 Temmuz 2013 Salı

Linkedin'de Etki Bıraktım

Linkedin sosyal ağlar arasında en çok sevdiğim mecra. Sosyal ağlarda vakit geçirirken keyif alsam da çok fazla vakit geçirmenin bana fayda sağlamadığını ve zamanımı öldürdüğünü düşünüyorum. Ama linkedin’de farklı pozisyonlardaki profesyonellerin hangi donanımlarda olduğunu takip etmek ve üyesi olduğum gruplardaki güncellemeleri izlemek hoşuma gidiyor.

Geçtiğimiz hafta, içinde bulunduğum “iş değişikliği modu”yla ilgili biraz fazla düşünmüş olabilirim ki, bu konuyla ilgili 2 blog yazdım. Bu içeriklere buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.



Daha sonra haftasonu Seferihisar’da boş vaktimde bu yazdıklarımı Linkedin’de üyesi olduğum Yeni İK adlı grupta paylaştım. Herhangi bir grupta ilk paylaşımımı bu şekilde yapmış oldum. Onay süreci sonrası bu hafta yazdıklarım grubun sayfasında yayımlanmaya başladı. Henüz ikinci günde de grubun sayfasında haftanın en çok etki yaratanı (top influencer) olduğumu gördüm. Benim için mutluluk verici bir gelişme bu! Sizlerle de paylaşmaktan çok mutluyum…


Google adsense

Analytics