üretkenlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üretkenlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2026 Pazar

Beynimde Sürekli Açık Kalan Sekme

Geçen hafta ilginç bir şey fark ettim.

İnsan hayatı raydan çıktığında onu tekrar yerine koyacak mucizevi bir karar arıyor.


Yeni bir şehir. Yeni bir iş. Yeni bir yatırım. Yeni bir hedef.

Ben de farklı değildim.

Son günlerde zihnimin büyük kısmını finansal belirsizlikler meşgul ediyor. Sabah uyanıyorum, haberlere bakıyorum. Gün içinde aynı yorumları tekrar okuyorum. 

Akşam oluyor, yeni bir gelişme var mı diye yine ekranın karşısına geçiyorum.

Sanki doğru bilgiye birkaç dakika daha erken ulaşabilirsem her şey düzelecekmiş gibi.

Ama düzelmedi.

Sonra fark ettim ki beni ayakta tutan şey büyük çözümler değilmiş.

Küçük geri dönüşlermiş.

Bir Kahvaltı Masasının Gücü


Pazar sabahı yürüyüş için evden çıktım.

Aslında niyetim farklıydı ama planladığım gibi gitmedi.

Dönerken mahallenin en şık fırınına uğrayıp birkaç kahvaltılık aldım.

Eve gelince normalde sadece özel günlerde kurduğumuz büyük kahvaltı masasını hazırladım.

O kadar.

Dünyadaki hiçbir problem çözülmedi.

Finansal belirsizlik devam ediyordu.

Yapılması gereken işler hâlâ önümdeydi.

Ama evin enerjisi değişti.

Bazen hayatın ihtiyacı olan şey, yeni bir hayata başlamak değil; mevcut hayatın içinde küçük bir sevinç üretmek oluyor.


Sürekli Bilgi Tüketmek, İlerlemek Demek Değil


Bir başka farkındalığım da şu oldu:

Bilgi ile kontrol duygusunu birbirine karıştırıyoruz.

Twitter'da ya da YouTube'da bir saat geçirmek bazen verimliymiş gibi geliyor.

Yeni yorumlar okumak, yeni analizler izlemek, yeni tahminler dinlemek...

Ama günün sonunda zihnimizde yeni bir sonuç oluşmuyor.

Sadece aynı düşünceler daha yüksek sesle tekrar ediyor.

Shane Parrish'in bir podcast'te söylediği bir fikir aklıma takıldı:
"Bir insan 30 dakika boyunca sessizce kendiyle kalabilse birçok problemini çözebilir."
İlk tepkim şu oldu:

"Güzel fikir ama yanıma not defteri alabilir miyim?"

Belki de sorun tam olarak buydu.

Kendi düşüncelerimizle baş başa kalamayacak kadar gürültüye alışmış durumdayız.


Modayı, Urla'yı ve Ofisi Aynı Nedenden Sevdim


Son bir haftada kendimi en iyi hissettiğim anlar ilginç biçimde birbirine benziyordu.

Moda'daki kütüphanede çalışırken.

Urla'da kısa bir yürüyüş yaparken.

Ofiste spor sonrası eve dönerken.

Ortak nokta neydi?

Hiçbiri hayatımdaki sorunu çözmüyordu.

Fakat hepsi bana hayatın problemden daha büyük olduğunu hatırlatıyordu.

Zihnim sürekli tek bir konuya kilitlenmeye çalışırken çevremde hâlâ güzel bir gökyüzü, iyi insanlar, güzel manzaralar ve keyifli sohbetler vardı.

Ben sadece onları görmeyi unutuyordum.


FOMO'nun Gerçek Maliyeti


Bir ara fark ettim ki kaybetmekten korktuğum şey para olmayabilir.

Fırsat kaçırmak.

Bir gelişmeyi geç öğrenmek.

Bir ihtimali kaçırmak.

Bir kapının kapanması.

Yani klasik FOMO.

Ama FOMO'nun görünmeyen bir maliyeti var.

Dikkat.

Sürekli geleceği düşünürken bugünü harcıyoruz.

Bugün elimizde olanları görmeyi bırakıyoruz.

Oysa son günlerde kendime hatırlattığım bir gerçek var:

İnsan geleceği sadece geleceği düşünerek inşa etmiyor.

Bugün yaptığı küçük eylemlerle inşa ediyor.


Belki de İhtiyacımız Olan Şey Büyük Bir Reset Değil


Yarın yeni bir hafta başlıyor.

Hayatım kusursuz değil.

Enerjim bazen düşük.

Belirsizlikler hâlâ var.

Çözülmeyi bekleyen işler de.

Ama artık başka bir şeye daha dikkat ediyorum.

Belki de ihtiyacımız olan şey büyük bir reset değil.

Belki de ihtiyacımız olan şey:

Bir yürüyüş.

Bir aile kahvaltısı.

Bir arkadaş sohbeti.

Gökyüzüne bakmak için kaldırılmış bir baş.

Telefonu masaya bırakıp geçirilen yarım saat.

Hayatı rayına sokan şey bazen büyük kararlar değil, küçük geri dönüşler oluyor.

Ve çoğu zaman onları fark ettiğimiz anda iyileşme çoktan başlamış oluyor.

***

Finansal stresle başa çıkmanın en iyi yolu nedir?

Finansal stres dönemlerinde kişinin tamamen kontrol edemediği değişkenlere değil, günlük rutinlerine ve kontrol edebildiği davranışlara odaklanması faydalı olabilir.


FOMO nedir?

FOMO (Fear of Missing Out), bir fırsatı, gelişmeyi veya deneyimi kaçırma korkusudur. Özellikle sosyal medya kullanımında sık görülür.


Dikkat dağınıklığı nasıl azaltılır?

Sürekli bilgi tüketimini azaltmak, belirli zamanlarda haber kontrol etmek, yürüyüş yapmak ve sessizlik anları oluşturmak yardımcı olabilir.


Zor zamanlarda motivasyon nasıl korunur?

Büyük hedeflerden çok günlük küçük kazanımlara odaklanmak genellikle daha sürdürülebilir bir motivasyon sağlar.

21 Mart 2026 Cumartesi

Bursa'dan İzmir'e Bir Zihin Yolculuğu



Tarih:
19 Mart 2026, Perşembe

Rota: Bursa - İzmir Otoyolu

Yol Arkadaşları: Volkan ve Okan


Bayram arifesinde, Bursa’nın serin ve gri gökyüzünü gerimizde bırakıp İzmir’in öğlen güneşine doğru süzülürken, sadece kilometreleri değil, teknolojiden iş dünyasına uzanan koca bir dünyayı arabanın içine sığdırdık. Bu yolculuk, bir babanın tecrübesiyle bir oğlun merakının otoyoldaki buluşmasıydı.




"Toprağa Dokunmak" (Touch Grass) ve Odaklanma Meselesi


Yolun en samimi anlarından biri, Okan'ın şu meşhur "odaklanma" üzerine yaptığı dürüst itiraftı. Okulda dersleri can kulağıyla dinlediğini ama eve gelip o telefonu gördüğü an, her şeyin nasıl da değiştiğini anlattı.


Kendi aramızda "Touch Grass" uygulamasını konuştuk; hani şu insanı zorla doğaya çıkaran, çimene dokunmanı isteyen dijital detoks yöntemi. Teknolojinin bizi hapsettiği yerden yine teknolojiyle çıkma çabamız üzerine biraz güldük, biraz da düşündük.


Yapay Zeka: Bir Dil Modeli mi, Gerçek Bir Zeka mı?


Tabii ki konumuz dönüp dolaşıp yapay zekaya geldi. Okan’ın yapay zekayı Uno oyunu kurallarıyla nasıl test ettiğini anlatması paha biçilemezdi. "Baba, aslında bu sistemler sadece bir sonraki kelimeyi tahmin ediyor, bazen sırf bizi mutlu etmek için yanlış olduğunu bildiği şeye bile 'evet' diyor," diyerek yapay zekanın o meşhur halüsinasyonlarını harika bir örnekle özetledi.


Ben de iş yerinde özellikle son dönemde artan Copilot kullanımım ile mail yazmaktan Excel formüllerine kadar hayatımı nasıl kolaylaştırdığından bahsettim. Ama ikimiz de aynı noktada buluştuk: İnsan dokunuşu ve özgün fikirler her zaman fark yaratacak.


Okan’ın Sürdürülebilirlik Projesi


Okan'ın üzerinde çalıştığı mobil uygulama projesini dinlerken, geleceğin emin ellerde olduğunu bir kez daha hissettim. DuoLingo mantığıyla çalışan, insanların gereksiz ışıkları kapatıp bunu video ile kanıtlayarak puan topladığı bir sistem... Backend’de çalışan yapay zekanın bu tasarrufu algılayıp ödüllendirmesi fikri, sürdürülebilirliği bir oyun haline getiriyor. Unity ile tasarlanan arayüzlerden, Raspberry Pi üzerindeki sinir sistemlerine kadar teknik detaylara daldıkça yolun nasıl geçtiğini anlamadık.ç


Özgürlük ve Güvenlik: Linux vs. Apple


Yolun sonlarına doğru konu biraz "sertleşti": Apple’ın kapalı kutusu mu, Linux’un özgür dünyası mı? Okan, Apple'ın her şeyi kısıtlayan yapısına karşı Linux'un o "sıfırdan inşa etme" özgürlüğünü hararetle savundu. Android'den otomobillere, süper bilgisayarlardan sunuculara kadar dünyanın aslında nasıl da Linux üzerinde döndüğünü bana benim anlayacağım dilde anlattı.


Yıllar Sonrası İçin Kendimize Not:

Volkan, bu satırları okuduğunda veya o 10 dakikalık kayıt limitine takılıp Siri’ye sitem ettiğimiz anları dinlediğinde, o günkü heyecanımızı hatırla. Okan, senin o bitmek bilmeyen merakın ve "Neden?" diye soran zihnin benim en büyük gurur kaynağım.

Bu yolculukta sadece İzmir'e varmadık; birbirimizin dünyasına birer kapı daha açtık.


Hep böyle merakla, hep böyle yan yana! 🚗💨



1 Mart 2026 Pazar

Yapay Zeka ile Üretkenlik ve İş Yaşam Dengesi: Yeniden Hayal Kurabilmek

Mart ayının ilk, Ramazan’ın ise on birinci günü. Güneşli bir Pazar öğleden sonrası.

Salonda ayaklarımı uzatıp kucağıma bilgisayarımı alabildiğim bu anın, aslında ne büyük bir lüks olduğunu fark ederek başlıyorum yazmaya. Şükran, genelde büyük zaferlerde aradığımız ama aslında sıradan ve sessiz anların içinde saklı olan bir duygu.

yapay zeka ve üretkenlik konsepti


Ramazan’ın ilk günü, öğleden sonraki o son toplantıda biraz sarsılmıştım. Ama insan bedeni muazzam bir adaptasyon makinesi. Şimdilerde geceleri 3’te sahura kalkmak, benim için sessiz bir üretkenlik ritüeline dönüştü. Karnımı doyururken farklı YouTube videolarıyla zihnimi dağıtıyor, bir yandan da birikmiş e-postaları temizliyorum. Gecenin o sessizliğinde, dünya henüz uykudayken çalışmanın garip bir huzuru var.

Üretkenlik demişken, bu aralar yapay zeka ile aramda hızlı ve derin bir ilişki var. Özellikle Co-Pilot’un Researcher ajanı yeni oyun alanım. Unuttuğum, derinlemesine inmek istediğim veya sadece arka plan hikayesini merak ettiğim ne varsa, komutu veriyorum. O, dijital dehlizlerde benim için arama yapıp istediğim detayı bulurken, ben asıl odaklanmam gereken işe bakıyorum.

Zayıf olan hafızamı daha da tembelleştirir mi? Belki. Ama bana düşünmek ve asıl katma değeri yaratmak için zaman kazandırdığı kesin. İş yerinde de bu tutkum fark edilmiş olacak ki, globalde kurulan yeni bir gruba AI Champion olarak dahil edildim. Amacım basit: İnsanlara bu teknolojiyi bir tehdit olarak değil, zihinsel bir kaldıraç olarak kullanmaları için ilham verebilmek.

Mart ayı demek, aynı zamanda bürokrasi demek. Bugün geçici vergi beyannamemin taslağını hazırladım. Okan'ın okulundan gelen faturalardaki küçük bir eksiği de yarın halledip onaylayacağım. Sonra da o heyecanlı gelir vergisi iadesi bekleyişi başlayacak. Hayat bazen böyle küçük, tamamlanmış görevlerin verdiği tatmin hissinden ibaret.

Beklemek demişken, ufukta bayram tatili var. Okulların ara tatiliyle birleşen ve hafta sonuna denk gelen bu bayram, biz beyaz yakalılar için takvimde büyük bir boşluk yaratmasa da ailece geri sayıma başladık. Zamanın nasıl aktığına şaşırıyor insan. Bahar, bayram, okulların kapanması derken bir bakacağız ki yılın yarısı bitmiş.

Yaz tatili için belirsizlikler yüzünden henüz somut bir planımız yok. Ama geçmiş yıllardaki o plansız, rüzgarda savrulan tatillerden birini daha istemiyorum. Zihnen gerçekten dinlenebileceğim bir alan yaratmam lazım. Hatta durun, sisteme izin girişimi bile yapmadığımı fark ettim şu an. Planlamaya önce kendi zamanımı sahiplenerek başlamalıyım.

Bu yazıda fark ettiğiniz bir eksiklik var mı?

Evet, iş yoğunluğundan ve bitmek bilmeyen mesailerden şikayet etmiyorum. Uzun süredir omuzlarımdaki en büyük ağırlıklardan biri olan denetim bitti. Ekibe yeni bir çalışma arkadaşımın katılmasıyla da yüküm daha yönetilebilir hale geldi.

Bu, sabah 8 akşam 5 çalışan bir memur zihniyetine geçtiğim anlamına gelmiyor. Hala deli gibi strese girdiğim anlar oluyor. Ama önemli olan şu: Artık tünelin ucundaki ışığı görebiliyorum.

Sürekli yangın söndürmekten ve reaktif yaşamaktan, yeni hayaller kurmaya vakit bulamadığım o tükenmişlik halinden yavaş yavaş çıkıyorum. İçimde yeni hedefler belirleyecek, geleceği tasarlayacak o enerjiyi yeniden bulabiliyorum. İyileşmenin ve dengenin en güzel kanıtı bu. Buna da şükür.

Bu seanslık bu kadar. Arayı çok açmadan yine buralarda olacağım.

Şimdi, yeni haftaya o bildik Pazartesi stresiyle başlamamak için, Cuma gününden ajandama yazdığım yapılacaklar listemi temizleme vakti. Hafta sonunun son saatlerini, yeni haftanın huzurunu ve berraklığını inşa etmek için kullanacağım.

Sevgiler...

6 Eylül 2019 Cuma

Düşünce ve Üretkenlik Merkezi: Havaalanı

Size de öyle oluyor mu bilmiyorum ama havaalanlarında yalnızken geçirdiğim vakit, benim kendimle baş başa kalmam ve fokuslanma için çok iyi bir fırsat oluyor. Ne zaman havaalanında tek başıma kalsam plan program yapıp en azından yakın vadede yapmak istediğim şeyleri sıralıyorum. Bu kez yine öyle oldu, youtube kanalıma (https://www.youtube.com/channel/UC-QG98AFU_zaguhi9Hjbvtw/) hangi videoyu yayınlarım, blogda ne konuda içerik üretirim gibi pek çok şey geldi aklıma. Ee bir de yazmak için iyi bir fırsat oldu ki bu satırlar yazıya dönüştü.

Bu aralar “Nasıl BağımsızDenetçi Oldum?” adlı içerik (http://volkanyorulmaz.blogspot.com/2018/12/nasl-bagmsz-denetci-oldum.html) özellikle medium.com vasıtasıyla (https://medium.com/@VolkanYorulmaz) pek çok okunur oldu. Bu konuda maille ve instagramdan DM ile sık sık sorular alıyorum. En iyisi bir video ile kendi bağımsız denetçi olma serüvenimi ve bu süreçte tecrübe ettiklerimi paylaşmam. Blogumda en çok okunan içeriklerin başında gelen “Nasıl SMMM Oldum?” için de (http://volkanyorulmaz.blogspot.com/2010/06/nasl-smmm-oldum.html) yine fırsat yaratıp bir video çekersem hem benim için nostaljik olur, hem de mesleğin gönüllülerine faydam dokunur. Bir de işle ilgili yapmam gereken şeyler var. Onlar da aklımın bir köşesine kaydoldu bir yandan bu yazıyı yazıp diğer yandan telefonumu şarj ederken. Özetle havaalanındaki bu bekleyiş sadece telefonumun bataryasını değil beni de şarj etmiş oldu.

Daha üretken, düşüncelerin meyvelere dönüştüğü günlere…



Google adsense

Analytics